No menu items!

Nuh Mete Yüksel

Okumalısınız!

Dinç Bilgin

“1995 yılından itibaren özellikle medyada kamu ihalelerine girişte büyük bir artış oldu. Türkiye’de enerji dağıtım şirketlerine bakın o tarihte; Bursa’yı Türkiye gazetesi, bilmem nereyi...

Fehmi Koru

“Birileri kendilerini ‘merkez’ olarak tanımlamışlar, o tanımlamaya uygun bir tabanı da oluşturmuşlar. Oradan hareketle kendilerinin gündemi belirleme hakkına sahip oldukları iddiasını bugüne...

Abdurrahman Dilipak

“Merkez medyada birçok yayın kuruluşu ‘topyekûn savaş’ diye manşetler atıyor, hedef gösteriyorlardı. Çoğu yayın organı güç ve iktidarın sesi olarak rolünü icra...

Mehmet Ali Birand

“Merkez medya, askerin Türkiye’nin sigortası olduğuna inanan; -kelimelerimi çok dikkatli seçiyorum-, parlamentonun ve siyasetçinin o kadar da güvenilecek bir unsur olmadığını düşünen...

Türkiye Nuh Mete Yüksel’i, açtığı davalar ve alışkanlık haline getirdiği gece yarısı baskınlarıyla tanıdı. 28 Şubat sürecinin “hikmetinden sual olunmaz” DGM savcısı Nuh Mete Yüksel, 28 Şubat’ın her mizanseninden sonra, televizyon ekranlarında boy gösterdi. Bu süreçte hazırlanan iddianameler, ortaya atılan iddialar ve suçlamalar ise, fiili darbe dönemlerindeki uygulamaların bir benzeriydi. Refah Partisi milletvekilleri Ahmet Tekdal, Şevki Yılmaz, Hasan Hüseyin Ceylan ve İbrahim Halil Çelik hakkında, “anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs” gerekçesiyle idam isteyen, Fethullah Gülen hakkında “laik devlet yapısını yıkıp İslam devleti kurmak” suçlamasıyla akla ziyan cezalar talep eden Yüksel, soruşturma zincirinin en tepki çeken kısmını ise Merve Kavakçı baskını ile gerçekleştirdi. 1999 Haziran’ında İslami kuruluşlara ve yöneticilerine ait 188 ayrı yere baskın düzenleyen Nuh Mete Yüksel, 18 Ekim 1999 gecesi, Fazilet Partisi’nden İstanbul Milletvekili seçilen ve Meclis Genel Kurulu’ndaki “laiklik” şovuyla yemin etmesi engellenen Merve Kavakçı’nın evine, Terörle Mücadele Polisleri ve gazeteci ordusuyla baskına gitti. Türkiye’nin canlı yayında izlediği ve Yüksel’in “kapıları kırmakla” tehdit ettiği olay, 28 Şubat döneminin asker-gazeteci-savcı işbirliğinin de bir özetini sunuyordu. 28 Şubat’ın savcısının meslek hayatı 2002 yılında derinden sarsıldı. Kartel medyanın “irticai kasetler” yayınladığı bir dönemde, Nuh Mete Yüksel’e ait olduğu iddia edilen ve uygunsuz görüntüler içeren bir kaset medyaya sızdı. Olay rejim meselesine dönüştürülmek istense de, Yüksel DGM savcılığı koltuğunu kaybetti. Türkiye tam adını unutmaya başlamıştı ki 2010 yılında gerçekleşen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliği seçimlerinde aday oldu. 10 bin seçmenden 104 oy alarak meslekteki başarısını taçlandırdı.

Önceki İçerikÇevik Bir
Sonraki İçerikYekta Güngör Özden

Daha Fazlası

SON EKLENENLER

Dinç Bilgin

“1995 yılından itibaren özellikle medyada kamu ihalelerine girişte büyük bir artış oldu. Türkiye’de enerji dağıtım şirketlerine bakın o tarihte; Bursa’yı Türkiye gazetesi, bilmem nereyi...

Fehmi Koru

“Birileri kendilerini ‘merkez’ olarak tanımlamışlar, o tanımlamaya uygun bir tabanı da oluşturmuşlar. Oradan hareketle kendilerinin gündemi belirleme hakkına sahip oldukları iddiasını bugüne...

Abdurrahman Dilipak

“Merkez medyada birçok yayın kuruluşu ‘topyekûn savaş’ diye manşetler atıyor, hedef gösteriyorlardı. Çoğu yayın organı güç ve iktidarın sesi olarak rolünü icra...

Mehmet Ali Birand

“Merkez medya, askerin Türkiye’nin sigortası olduğuna inanan; -kelimelerimi çok dikkatli seçiyorum-, parlamentonun ve siyasetçinin o kadar da güvenilecek bir unsur olmadığını düşünen...

Salim Uslu

“Yani şimdi düşünün ki, herkesin sadakat yarışına sokulduğu bir yerde bir işçi konfederasyonu bütünüyle brifinglerden dışlanıyorsa; işte DİSK’in, TÜRK-İŞ’in brifinglere davet edildiği...