No menu items!

DARBELER VE 15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ – Av. Dr. Mehmet Sarı

Okumalısınız!

15 Temmuz 2016’da Darbe Yapmaya Kalkışan Cuntacıların TRT’den Okuttukları Bildiri

Türkiye Cumhuriyeti’nin Değerli Vatandaşları, Sistematik bir şekilde sürdürülen anayasa ve kanun ihlalleri; devletin temel nitelikleri ve hayati kurumlarının varlığı...

27 Nisan 2007 TSK E-Muhtıra Bildirisi

Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini...

27 Mart 1998 MGK Bildirisi

MGK, 27 Mart 1998’de Cumhurbaşkanı başkanlığında Başbakan, Genelkur­may Başkanı, Kurul Üyesi Bakanlar, Kuvvet Komutanları, Jandarma Genel Ko­mutanı ve MGK Genel Sekreteri’nin...

28 Şubat’la İlgili TSK Açıklaması

Türk Silahlı Kuvvetleri bu açıklamayı Mart 1997'de yapmıştır “28 Şubat 1997 tarihli MGK toplantısından beri TSK’yi hedef alan...

Av. Dr. Mehmet Sarı

Hukuk devleti, devlet mekanizmasının işleyişini düzenleyen kurallar bütünüdür. Bu kuralların başında da halkın yönetime katılması ve el değiştirmesi formülasyonları gelmektedir. Halk seçtiği temsilcileri eliyle yönetime katılmakta, meşru temsilin temelini de ‘‘sandık’’ oluşturmaktadır. Dolayısıyla, siyasal iktidar ile halk arasında temsil ilişkisi söz konusudur. Halkın iradesini etkileyen unsurlar olsa da, demokratik sistemlerde, siyasal iktidarlar halkın oylarıyla belirlenmektedir. Bu durum siyasal iktidarların meşruiyetinin de temelini oluşturmaktadır. Demokratik sistemlerde, Anayasalar ve yasalar, ‘‘halk’’  ile ‘‘siyasal iktidar’’ arasındaki bu ilişkinin sürekliliğini sağlayacak hükümler içermekte, halkın oylarıyla göreve gelen siyasal iktidara yönelik, halkın iradesini devre dışı bırakan hukuka aykırı yöntemler, ‘‘cezai yaptırıma’’ tabi tutulmaktadır. Bu yöntemlerden biri olan darbeye teşebbüs, bütün ülkelerde ağır bir suç olarak kabul edilmekte ve ağır yaptırımlara tabi tutulmaktadır. Buna rağmen, Türkiye dâhil pek çok ülkede, bu suçun işlendiği ve başarıya ulaştığı da bilinmektedir. Yöntemi ne olursa olsun, bütün darbelerin, dış destekli olduğu, son derece örgütlü ve çok failli bir suç olduğu, toplumun tamamının hak ve özgürlüklerini hedef aldığı ve ağır tahribatlara sebep olduğunun altını çizmek gerekir.

Darbelerin dünyada yaşatmış olduğu acılar hepimizin malumudur. Yakın tarihimize baktığımız zaman, ülkemizin her on yılda bir darbe ve darbe teşebbüsleriyle karşı karşıya kalarak Türkiye’de demokratik dönemlerin kesintiye uğratıldığını görüyoruz. Türkiye toplumu olarak bizler, bu acıları iliklerine kadar hissetmiş birer fert olarak ‘‘Bundan sonra darbeye asla!’’ diyerek yola çıktık.  Özellikle 15 Temmuz darbesiyle karşılaşmamız, bu konunun gündem yapılmasının ne kadar elzem olduğunu ortaya koymuştur. Doğrusu bu zamana kadar yaptığımız çalışmalar ve sempozyumlarda, ‘‘Darbe, bir daha asla’’ diyerek bu ülkede bir daha darbe olamayacağını düşünmüştük. Ama acıdır ki milletin iradesine kasteden düşmanlar ve piyonları kanlı yüzlerini bir kez daha gösterdi. Darbe kalkışmasında yüzlerce yiğit vatan evladı şahadete yürüdü. Bu yiğitlere Allah’tan rahmet diliyoruz. Bu darbe kalkışması, milletin artık darbelere kolay kolay geçit vermeyeceği gerçeğini de gözler önüne serdi. Milletimiz gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine vücudunu tanklara ve silahlara siper ederek iradesini ortaya koydu. Darbeye ve darbe sonucunda gelecek kaosa, hukuksuzluğa ve zulme geçit vermedi. Bundan böyle darbeye tevessül edecekler bir kez daha düşünecektir.

Darbe bütün dünya coğrafyasında yaşanmış ve yaşanmaktadır. Fakat asıl olan bundan ders çıkarıp darbe ve darbecilerden hesap sormaktır. Bu kapsamda 28 Şubat 1997 tarihinde Milli Güvenlik Kurulunda alınan kararlar ile başlayan post-modern darbe süreci ile 1960 ve 1982 darbe süreçlerinin ülkemize, milletimize yaşattığı kaoslar tüm kamuoyunun malumudur. Ülkemizde yaşanan darbelerden hesap sorma ve darbecileri yargılama süreçleri muhakkak ki bu zamana kadar zafiyete uğramıştır.

27 Mayıs; darbelerin ilkidir ve darbe geleneğinin kapısını açmıştır. ‘‘Darbeler yapılabilir ve bu işi başarabilirsiniz.’’ Mesajını vermiştir. 1960 Darbesi, savaş sonrasında Türkiye’yi ABD ekseninde tutmak için yapılmış, ayrıca 1961 Anayasası, katı bir askeri vesayet düzeni kurmuş, deyim yerindeyse ‘‘darbeyi otomatiğe bağlamıştır. 27 Mayıs darbesi aradan yarım yüzyılı aşkın bir zaman geçmesine rağmen yargılanamamıştır. Sadece toplum vicdanına mahkûm edilmiştir. 27 Mayıs’ı takip eden yıllar içinde darbeye karşı bir işlem yapılamamış olmasının sebepleri olarak; darbeyi yapanların silahlı olması, ilerleyen süreç içinde kamu kurumlarını ele geçirmiş olmaları ve devlet teşkilatını zihniyet bakımından güdümlü hale getirmiş olmaları, siyasi iradenin sindirilmiş olması, darbenin nasıl yargılanacağının bilinmemesi ve darbeyi yargılamakla bir kazanç elde edilmeyeceği düşüncesi sayılabilir. Darbenin yargılanması gibi bir konu, o yıllarda Türkiye’nin düşünemeyeceği kadar imkânsız bir konu olduğu muhakkaktır. Çünkü darbeyi yargılayabilecek bir irade mevcut değildi. Siyasi irade temkinliydi veya sindirilmişti. Eğer darbelerin ilki olan 27 Mayıs’la hesaplaşılabilseydi belki darbe yapmayı planlayanlar bundan ders alırdı.1960 darbesinden sonraki bütün darbelerin ve askeri müdahalelerin kaynağı, bizatihi 1961 anayasasıdır.(Emine Gürsoy NASKALİ, Dünyada ve Türkiye’de Darbe Yargılamaları, (2017)  syf.492 )       

12 Eylül 1980 darbesi ise ABD’nin eseridir. 1979 yılında İran’da gerçekleştirilen devrimin Türkiye’ye sıçramasını önlemek ve 1980’den önce, hükümetlerinin kurulmasında anahtar rolünü oynayan MSP’yi sistemin dışına atmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Paul Henze’nin darbeyi sahiplenmesi ve 1980 Darbesi’nden sonra ilk seçimde %10 seçim barajının getirilmesi bunun kanıtıdır.1980 Darbesi öncesi ülkede artan sağ ve sol kavgaları, bu kavgalarda ölen yüzlerce vatandaş ve faillerinin bulunamaması,  Evren ve arkadaşlarının darbe gerekçelerinden birini oluşturmuştur. Hatta Süleyman Demirel’in darbe sonrası sarf ettiği ‘’12 Eylül 1980’’ öncesi akan kan 1 günde nasıl akmaz oldu?’’ sözü burada önemli bir yer doldurmaktadır. Darbe geçmişine haiz devletlerde bu şekilde bir kaos ortamı oluşturulması bir rastlantı değildir. 1982 Anayasası 1980 darbesini yapan askeri cuntanın emriyle dikte edilmiş, kabul oyu vermekten başka yol bırakmayan usullerle halkoyuna sunulmuştur. Bu anayasanın ülkemizde bilinen genel adı ‘‘Darbe Anayasası’’dır. Cuntanın halka dayattığı bu anayasa giriş bölümünden vatandaşlık tanımına, yetkilerin kullandırılmasından nasıl kullanılacağına, temel haklara ve bu hakların kullanılmasına getirdiği engel ve dolaylı kısıtlamalara, içerdiği kurum ve kuruluşlara kadar her maddesine darbenin ruhu sızdırılmış bir ferman anayasasıdır. Anayasanın çizdiği bu çerçeve sebebiyle parlamentoda kabul edilen yasalar, çıkarılan tüzük ve yönetmelikler hatta mevzuatın tamamı darbeci zihniyete dayanmaktadır. Darbeyi gerçekleştirenlerin siparişi üzerine hazırlanan 1982 Anayasası, darbe teşebbüslerini soruşturmaya ve yargılamaya imkân vermediği için, kolluk kuvvetleri ve savcılar, onlarca yıl görevlerinin gereğini yapamamış, birkaç savcının cılız girişimi de, HSYK tarafından önlemiştir. Ordunun kendi içindeki hesaplaşmalarını saymazsak, Türkiye’de ‘‘ilk ciddi darbe soruşturması’’, 2007 yılında Ak Parti’nin desteğiyle başlatılmıştır.12 Eylül 2010 tarihinde gerçekleştirilen referandum ile Anayasa’daki darbe yargılamasının önündeki engeller kaldırılmış, darbelerle ilgili soruşturma ve yargılama sürecinin önü açılmıştır. Ancak 1980 darbesiyle ilgili soruşturma, darbeyi gerçekleştiren 5 kuvvet komutanından hayatta olanlarla sınırlı tutulmuş, 28 Şubat darbesiyle ilgili soruşturma da, 28 Şubat darbesinin bileşenlerinden BÇG ile sınırlı tutularak, çoğu asker kişiler hakkında dava açılmıştır.

Tüm bunlar göz önüne alındığında darbelerin sadece topluma zarar vermediği; toplum yaşamını istikrarsızlaştırdığı ve toplum üzerinde telafi edilemeyecek derecede travmatik etkiler bıraktığı gerçeğini unutmamak gerekir. Davet üzerine gittiğimiz Arjantin’de de darbenin acı gerçekleriyle tekrar tekrar karşılaştık. İnsanlık karşıtı suçlar için Arjantin’deki adalet süreci, sonuçları ve önemine bakıldığında bütün dünyada tanınmaktadır. Arjantin’de insan haklarının kitlesel ve sistematik ihlallerinin trajik tarihi, bugün çeşitli insan hakları konularında –gerek bellek, gerçeklik, adalet ve telafi konularında gerekse de topluma entegrasyon, göç politikaları, ayrımcılığa karşı mücadelede dünya çapında anlamlı gelişmelerde– uluslararası bir liderlikle eşleştirilmiş gibidir.(Adriana ARCE, Dünyada ve Türkiye’de Darbe Yargılamaları, (2017)  syf.150 )       

Güney Amerika ülkelerinden Arjantin en ağır darbeleri yaşayan ülkelerden biridir. Arjantin darbeler tarihi açısından en kanlı darbe 1976 Darbesi olmuştur. Tarihinin en karanlık ve en kanlı darbe girişiminde; ölüm uçuşları, hamile kadınların doğuma kadar toplumdan izale edilmesi sonra çocuğun anneden ayrılması ve darbeci aileler teslim edilmesi gibi çok acı olaylar yaşanmıştır. 28 Şubat 2016 tarihinde İstanbul Üniversitesi’nde gerçekleştirdiğimiz “Uluslararası Darbe Yargılamaları Sempozyumu” nu gerçekleştirdik. 15 Temmuz darbe girişimden sonra Arjantin İnsan Hakları Bakanlığı’nın davetlisi olarak 1 hafta Arjantin görüşmelerimizi oldu. Darbelerin zaman ve mekân bakımından pratiğinin aynı olduğunu gördük.

İspanya’nın da siyasi hayatında uzun askeri darbeler tarihi vardır. 20.yüzyıl boyunca, İspanya beş ciddi askeri ayaklanmayı tecrübe etmiştir. İspanya’da 3 Şubat 1981 darbe girişimini takiben gerçekleşen yargılamalar, Türkiye’de hâlihazırda yapılan darbe sonrası yargılamalara dâhil olanların ilgisini çekebilecek bazı sonuçlara ulaşmamıza imkân verecektir. Normal bir yargılama temel olarak gerçeği ortaya çıkarmayı ve söz konusu suçtan sorumlu olanların cezalandırılmasıyla adaletin yerine gelmesini hedefler. Darbe sonrası yargılamalar ise diğerlerinin aksine çok yönlü hedefleri, anlamları ve sonuçları sebebiyle karşılaştırılabilir yasal işlemlerdir. Bununla birlikte, gerçeğin ortaya çıkmasına ve suçlu tarafların cezalandırılmasına ilave olarak, darbe sonrası yargılamaları ayrıca isyana dâhil olanların kullandıkları yöntemleri ve talep ettikleri değerleri olağanlaştırma peşindedir. Böyle yaparak duruşmayı yürütenler kendi bağlı oldukları normların, değerlerin ve prosedürlerin meşrulaştırılmasına (ya da en azından güçlendirilmesine) hizmet ederler. İdeal olarak yargılama darbenin gerçekleşmesinden görece olarak hemen sonra gerçekleşmelidir; pek çok durumda olduğu gibi, ‘geç gelen adalet, adalet değildir.’ Eğer darbe ile yargılama arasında çok fazla zaman geçmesine izin verilirse, kamuoyu en nihayetinde yargılama süreçlerine olan ilgisini kaybedecektir. Yargılama süreçlerinin, silahlı kuvvetlerin tamamının yargılandığı sonucuna varmayacak şekilde yürütülmesi gerekmektedir. Tamamıyla sağlamlaştırılmış bir demokratik bağlam içinde, eğer mümkünatı varsa darbe sonrası yargılamasının sivil bir mahkeme tarafından idare edilmesi gerektiğini İspanyada da görmekteyiz.

 15 Temmuz sonrası ise yargıda nasıl dehşet verici bir yapılanma olduğunun varlığını öğrenildi. Bunun yargıya verdiği zararların etkisinin bir süre daha süreceği muhakkaktır. Ancak gerçekten hukuka ve adalete inanmış, aklını hiç kimsenin cebine koymamış, demokrasiye ve insan haklarına bağlı hukukçularımızla bu sürecin kısa zamanda atlatılacağını ve en azından 15 Temmuz darbesine ilişkin etkin bir yargılamanın yapılacağı muhakkaktır.

Darbelerin bir planlama sonucu ve neredeyse birbirinin benzeri, yer yer aynısı bir hazırlık süreci sonucunda eyleme dönüştüğü bilinmektedir. Darbe yargılamalarına karşı da tıpkı darbe hazırlık sürecinde mevcut görülen benzerlikler söz konusudur. Darbeciler muhtemel yargılamaların ortaya çıkmasını önlemek adına kendilerine mutlak güvence sağlayıcı olarak yaptıkları bütün eylemlerin af kapsamında ve yargılamaya konu edilemez olarak normlaştırdıkları görülmektedir. Kanunlar ve anayasalara konulan geçici maddeler buna örnek verilebilir. Darbe yargılamalarının geç başlaması aynı zamanda ülkelerin kendi içlerinde verdikleri demokrasi ve demokratikleşme mücadelesinin de bir neticesidir. Her ülke farklı zamanlarda kendi iç dinamiklerini harekete geçirebilmiştir. Darbe yargılamalarının başarıyla sonuçlanabilmesi için bu konunun bir devlet politikası haline gelmesi gerekir. Ayrıca darbelerin sadece askeri yönlerinin olmadığına bunun yanında sivil öğelerinde bu süreçte yer aldıkları gözden kaçırılmamalıdır. Darbe yargılamalarının sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesinin bir yolu da sivil vatandaş olarak toplumda yer alan ancak darbe destekçisi olan kişilerin de mutlak suretle sürece yargılanan olarak dâhil edilmesi gerekir. Bu hususu TBMM Darbe Araştırma Komisyonu Başkanı Nimet Baş şu şekilde ifade etmiştir: ‘‘Gerçekleri araştırma komisyonu kurulmalıdır. 28 Şubat’ta kimse ne olduğunu bilmiyor. Kendine bu kavramların uzak geldiği kişiler önemsemiyor. Her kesim kendi tarafına yapılan eziyetleri görüyor. Uzak kesime yapıldığında bunu göremiyor’’ demiştir.

Darbe sürelerinde çekilen acıların milliyeti veya kimliği olmamaktadır. Bu acıların bir daha yaşanmasına asla izin verilmemelidir. Kimse bu tür yollara tenezzül etmeye bir daha imkân ve ihtimal bulamamalıdır. Bilinmelidir ki artık milli iradenin yanında olan bir Türkiye toplumu var. Bu bağlamda şunun da altını çizmek gerekir:  Darbelerin asıl kaynaklarından biri, darbelere meşruluk yolunu açan anayasalardır. Darbeden neşet etmiş bir anayasanın darbe anlayışını sonlandırması mümkün değildir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine yönelik olarak Anayasa’da yapılan kısmi değişiklikler; Türkiye’de darbe dönemlerinin kapanması, darbelerin tarihe havale edilmesi bakımından önemli bir değişim ve dönüşümü getirecek tarihi adım olmuştur.  Bu sebeple darbe anayasasının ruhunu teslim etme zamanı çoktan gelmişti ve artık nihayete erdirildi.

 Unutulmamalıdır ki darbe davaları normal davalardan farklıdır. Bu davalara bakarken davanın konusu oldukça kısa ve öz olmalı başka konulara dağılmamalıdır.  Gerçekleri araştırma komisyonu kurulup bütün siyasi geçmişimizle hesaplaşılmalıdır. Yine yargı süreçlerini takip eden bir denetim kurulu oluşturulmalı ve devlet kontrolünde mevcudiyetini sürdürmelidir.  Darbe yargılaması yapacak mahkemeler özellikli olmalı ve mahkeme hâkimlerinin başlıca işi bu olmalı ve gerekirse bu konuda özel eğitimler aldırılmalıdır. Sivil toplumun desteği temin edilmeli, onların davaya sahip çıkması için çalışılmalı ve dava süreçlerine ilgisi canlı tutulmalıdır. Siyasi kararlılık devam etmeli ayrıca hukuk fakültelerinde, Dünyada ve Türkiye’de Darbeler ve Yargılamaları başlıklı dersler okutulması gerekmektedir. Yine mağdurların lehine olacak iade-i itibar, tazminat gibi bir takım düzenlemeler yapılmalıdır. Darbe öncesi ve darbe sonrası dönemde yapılan tüm insan hakları ihlallerinin toplandığı bir merkez oluşturulmalıdır. Bu sayede elde edilen veriler ile gerçek suçlulara ulaşılması kolaylaşacak, somut veriler sürekli depolanmış olacaktır. Bilinmelidir ki artık sadece içine kapanmış Anadolu insanı yoktur. Bu vatanın evlatları bu acıların bir daha yaşanmasına izin vermeyecek, kimse bu tür yollara tenezzül etmeye bir daha imkân ve ihtimal bulamayacaktır.

Tüm bu darbe gerçekliği gözetildiğinde 15 Temmuz Darbe yargılamalarında önemli bir aşama ve süreç tüketilmiştir.

  1. Darbe davaları milletimizin beklentilerine cevap verecek bir şekilde devam etmektedir.  Tabi, Türkiye genelinde olayların meydana geldiği yer bakımında davaların açılmış olması önemli olmuştur. Bu sebeple davaların seri bir şekilde yargılamaların devam etmesi ve bu davalar bakımında ileri sürülebilecek tüm sorunları izale etmiş bir halde yürütülmesine imkân vermektedir. Darbe davalarının hızlı bir şekilde yürütülmesi ve darbeci hainlerin yargı önünde hesap vermesi milletimizin, şehit ve gazi yakınlarımızın öncelikle beklentisidir. Burada şunu açıkça ifade edebilirim darbe davaları ile Türk yargısı gerçek anlamda darbeyi ve darbecileri yargılamaktadır.

Diğer yandan davaların çok büyük bir kısmı hakkında iddianameler düzenlenmiş, davalar açılmış ve karara bağlanmıştır. Bu davalarda önemli bir aşama tükenmiştir.

  • Şurası açık öncelikle darbe davalarında hainler davaların ilk başladığı dönemlerde daha çekingen ve mahkeme salonlarında sinmiş bir haldeydiler. Ama zaman ilerledikçe özellikle ülkemizdeki iç siyasetteki söylemlerden cesaretlenerek, hal ve tavırları değişmeye başlamıştır. Daha özgüvenli hatta daha küstahça müşteki vekilleri olan bizlere karşı el kol hareketleri yine sataşmalar başlamıştır. Özellikle yoğun sanıkların olduğu davalara durum daha da hissedilmektedir. Örneğin belirttiğimiz gibi Sayın Cumhurbaşkanımıza suikasta giden hainlerin fetöcülerin yargılandığı Marmaris davasında “Hero” tişörtü giyerek örgütün gücünü göstermeye çalışıldığı ve milletimize meydan okunduğu olmuştur. Bu “Hero” eylemin ertesi günü Ankara’da yargılanan bir başka sanık yakını aynı tişörtü giyerek milletimizin sinir uçları ile oynayıp tahrike çalışılmıştır. Mahkemelerde hiçbir örgütsel bir eyleme izin verilmemesi gerekir aynı şekilde cezaevlerinde devam eden bu olaylar sebep olanlar hakkında da cezaevi yönetimlerin çok titiz bir şekilde çalışması gerekmektedir.
  • Görülen bu davalarda yargılanan örgüt mensubu fetöcü hainlerin hiçbir pişmanlığı yok. Dahası verdikleri ifadelerde sürekli yalan, inkâr, bilmedim, görmedim şeklinde ifade vermektedirler. Fetöcülerin; riya, takiyye, yalan, gizlenme ve kişiliksizlik bunların tabi hali olmuş, bu yapının en önemli terör örgütü olması da bundan ileri gelmektedir. Fetö haini tarafından sürekli gönderilen mesajlar uluslararası hegemonyacıların açıktan fetöye destek olmaları pişmanlık duymasına ve örgütün çözülmesine mani olmaktadır.
  • Aslında bu hain fetöcüler darbenin kesin başarılacağını düşünüyorlardı. Milletin irade ve gücü meydanlar inince hırçınlaşmış ve tarihin hiçbir döneminde görülmeye bir şiddet ve terörü uygulamışlardır. Ama şunu ifade edebilir, Yurtta Sulh Konseyi Darbe ana davasında yargılanan sanıkların “acımayın, sıkın..” gibi ifadelerle yoğun bir şiddet uyguladıkları ve terör estirdikleri tespit edilmiştir. Önemli bir husus, yarbay olmuş bir kişinin halka doğrudan ateş etmesi çok acı ve trajik bir durumdur. Bu kadar hainliğin temelinde aklını ve düşüncesini kiraya vermiş ve mankurtlaştırılmış olmalarından ileri gelmektedir. 
  • Yargının yoğun bir çalışma içindeler bu davaların yargılamalarının başladığı günden bu yana çok fazla dosya takip etmiş bir hukukçu olarak, 30-40 günlük verilerek davaların hızlı bir şekilde nihayetlenmesi için hâkim ve savcılar ile avukatların özverili çalıştığını ifade edebilir. Kalkışma hadiselerin gerçekleştiği olay yerleri bakımından açılan her davada önemli aşamalar tüketilmiş durumdadır.
  • Türk milleti 15 Temmuz’un yıldönümünde darbenin sahiplerine, ihalecisi fetöcülere tarihi bir ders vermiştir. Şuarayı unutmayalım, 15 Temmuzu ne olursa olsun çok diri bir şekilde halkımızın zihninde her daim diri tutmamız gerekiyor. Nitekim 15 Temmuzu ülkemizi işgale kalkışan hain yapılarak ve darbenin arkasındaki güçlere açıkça sizin kim olduğunu biliyoruz demek suretiyle bir darbe millet tarafından bastırılmıştır. 15 Temmuz sadece bir darbe girişimi değil, Türkiye’yi işgal harekâtı idi. Ama milletin iradesi bu işgali püskürttü. Bu şanlı direnişi hatırlanmalı, sembol yapılarla, üniversitelerde araştırma enstitüleri ile; panel, konferans gibi her türlü etkinliklerle halkımızın zihninde sürekli canlı tutulması gerekmektedir. Nitekim dünyadaki darbe tecrübelerinde aynı şeyi görüyoruz. Mekânlar, anıtlar, özel günler, anmalar, heykeller, sanat yapıtları, kütüphaneler, eğitim öğretimde özel etkinlikler gibi her tülü etkinlikle darbeler ve yaşattıkları gelecek kuşaklara aktarılmaktadır.

Daha Fazlası

SON EKLENENLER

15 Temmuz 2016’da Darbe Yapmaya Kalkışan Cuntacıların TRT’den Okuttukları Bildiri

Türkiye Cumhuriyeti’nin Değerli Vatandaşları, Sistematik bir şekilde sürdürülen anayasa ve kanun ihlalleri; devletin temel nitelikleri ve hayati kurumlarının varlığı...

27 Nisan 2007 TSK E-Muhtıra Bildirisi

Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini...

27 Mart 1998 MGK Bildirisi

MGK, 27 Mart 1998’de Cumhurbaşkanı başkanlığında Başbakan, Genelkur­may Başkanı, Kurul Üyesi Bakanlar, Kuvvet Komutanları, Jandarma Genel Ko­mutanı ve MGK Genel Sekreteri’nin...

28 Şubat’la İlgili TSK Açıklaması

Türk Silahlı Kuvvetleri bu açıklamayı Mart 1997'de yapmıştır “28 Şubat 1997 tarihli MGK toplantısından beri TSK’yi hedef alan...

28 Şubat 1997 MGK Muhtırası

illi Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’nden bildirilmiştir: Milli Güvenlik Kurulu, 28 Şubat 1997 günü, Sayın Cumhurbaşkanı baş­kanlığında, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan...