No menu items!

Ali Kalkancı

Okumalısınız!

28 Şubat ve Uluslararası Konjonktür- Prof. Dr. Birol Akgün

28 Şubat günü darbe değil de keşke ülkemizin geçmiş ve güncel başarılarını konuşuyor olsaydık. Türkiye’nin kaybettiği o yıllarda...

TÜRKİYE’DEKİ DARBE GELENEĞİNİN ZİHİNSEL ARKA PLANI- Dr. Rasim Koç

Darbeler konusunda çok şey söyleniyor, çok şey söylüyoruz. Hatta çok şey yazıyoruz. Ben sadece darbelerle ilgili okuyucuları kısa bir zaman tünelinden geçirmek...

28 ŞUBAT’TA HUKUK- Prof. Dr. Muharrem KILIÇ

28 Şubat, post modern darbe olarak adlandırıyor. Ben bu darbeyi ‘yeni nesil bir darbe’ türü olarak tanımlıyorum. Nitekim bütün şiddet unsurları, lojistik...

VESAYET KURUMU ARACI OLARAK STK’LAR- İdris Kardaş

Sivil toplum kuruluşlarını darbeci olarak ya da darbeci olan ya da olmayan olarak kod­layabiliriz. Bunu böyle bir paketin içine yerleştirebiliriz ama mesele...

28 Şubat sürecindeki medya operasyonunun en kilit isimlerinden biri olan Ali Kalkancı, ilkokul mezunu bir “şeyh” olarak Türkiye’nin gündemine oturtuldu. Kamuoyu Ali Kalkancı ismini, Azcimendi lideri Müslüm Gündüz’ün bulunduğu eve yapılan polis-medya baskını sonrasında duymaya başladı. Televizyonların ve gazetelerin irtica haberlerini yağdırdığı 1997 yılının ilk günlerinde, her akşam ayrı bir yerde ağlayarak gündemde kalan Fadime Şahin, şeyh olduğunu ileri sürdüğü, ancak Türkiye’de birkaç kişiden başka tanıyanı olmayan Ali Kalkancı’nın kendisini kandırdığını ilan etti. Bunun üzerine polis tarafından her yerde arandığı iddia edilen Ali Kalkancı, televizyon kanallarında boy göstermeye başladı. Oyuna doğaçlama sahneler de katan Kalkancı, canlı yayının ortasında spikerden namaz kılmak için izin istedi ve medyanın gündemine oturmayı başardı. İlerleyen günlerde ise, senaryonun diğer ismi, Ali Kalkancı’nın eşi Emire Kalkancı, medya organlarında yer aldı. Tarikatları yerden yere vuran Emire Kalkancı, Refah Partisi’nin bu yapıları cesaretlendirdiğini söyledi. Mizansenin ayrıntıları ise birkaç yıl sonra net bir şekilde ortaya çıktı. Senaryoyu organize edenlerden biri olduğunu yıllar sonra itiraf eden “Sisi” lakaplı Seyhan Soylu, Kalkancı’nın her şeyin kurgulandığı yer olan Strateji Dergisi’nin ofisinde yatıp kalktığını ve aslında alkolik biri olduğunu açıkladı. Ergenekon davasında konuşan gizli bir tanık ise, operasyonun Veli Küçük tarafından organize edildiğini iddia etti. 2009 yılına gelindiğinde Türkiye, unuttuğu bir ismi tekrar hatırladı. Narkotik polisinin İstanbul Haramidere’de Ali Kalkancı’ya ait “Kalkale Kimya” fabrikasına düzenlediği operasyonda, 2 milyon adet captagon hapı ele geçirildi. Kalkancı, gözaltındaki ifadesinde, 28 Şubat sürecinde borç batağına girdiğini, Veli Küçük’ün kendisine para yardımı yaptığını ve bu nedenlerle onların her dediğini yapmak zorunda kaldığını iddia etti. 2011 yılında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, Ali Kalkancı’ya uyuşturucu ticareti yapmak amacıyla örgüt kurmak ve uyuşturucu hap imal etmek suçundan 20 yıl hapis cezası verildi.

Önceki İçerikVural Savaş
Sonraki İçerikSeyhan Soylu

Daha Fazlası

SON EKLENENLER

28 Şubat ve Uluslararası Konjonktür- Prof. Dr. Birol Akgün

28 Şubat günü darbe değil de keşke ülkemizin geçmiş ve güncel başarılarını konuşuyor olsaydık. Türkiye’nin kaybettiği o yıllarda...

TÜRKİYE’DEKİ DARBE GELENEĞİNİN ZİHİNSEL ARKA PLANI- Dr. Rasim Koç

Darbeler konusunda çok şey söyleniyor, çok şey söylüyoruz. Hatta çok şey yazıyoruz. Ben sadece darbelerle ilgili okuyucuları kısa bir zaman tünelinden geçirmek...

28 ŞUBAT’TA HUKUK- Prof. Dr. Muharrem KILIÇ

28 Şubat, post modern darbe olarak adlandırıyor. Ben bu darbeyi ‘yeni nesil bir darbe’ türü olarak tanımlıyorum. Nitekim bütün şiddet unsurları, lojistik...

VESAYET KURUMU ARACI OLARAK STK’LAR- İdris Kardaş

Sivil toplum kuruluşlarını darbeci olarak ya da darbeci olan ya da olmayan olarak kod­layabiliriz. Bunu böyle bir paketin içine yerleştirebiliriz ama mesele...

DARBE VE İŞ DÜNYASI STK’LARI- Dr. İsrafil Kuralay

Darbeler maalesef Türk siyaset hayatının önemli kırılma noktalarından bir tanesi. Her on yıllık sürede bir darbe beklentisi alametifarikamız noktasına gelmiş durumda. Ka­çınılmaz...