No menu items!

15 Temmuz Ankara Darbe Yargılamaları

Okumalısınız!

28 Şubat ve Uluslararası Konjonktür- Prof. Dr. Birol Akgün

28 Şubat günü darbe değil de keşke ülkemizin geçmiş ve güncel başarılarını konuşuyor olsaydık. Türkiye’nin kaybettiği o yıllarda...

TÜRKİYE’DEKİ DARBE GELENEĞİNİN ZİHİNSEL ARKA PLANI- Dr. Rasim Koç

Darbeler konusunda çok şey söyleniyor, çok şey söylüyoruz. Hatta çok şey yazıyoruz. Ben sadece darbelerle ilgili okuyucuları kısa bir zaman tünelinden geçirmek...

28 ŞUBAT’TA HUKUK- Prof. Dr. Muharrem KILIÇ

28 Şubat, post modern darbe olarak adlandırıyor. Ben bu darbeyi ‘yeni nesil bir darbe’ türü olarak tanımlıyorum. Nitekim bütün şiddet unsurları, lojistik...

VESAYET KURUMU ARACI OLARAK STK’LAR- İdris Kardaş

Sivil toplum kuruluşlarını darbeci olarak ya da darbeci olan ya da olmayan olarak kod­layabiliriz. Bunu böyle bir paketin içine yerleştirebiliriz ama mesele...

Av. Sami Kabadayı

*Bu tebliğ, 14 Temmuz 2021 tarihinde düzenlenen 5. Darbe ile Mücadele Sempozyumunda sunulmuştur.

15 Temmuz Darbesi ve Bu Darbenin Ülkemizde Gerçekleştirilen Diğer Askerî Darbelerden Temel Farklılıkları 

Tarih boyunca devletler çok önemli dönüm noktalarından geçmiş; birçok önemli hadise, devletlerin ve milletlerin kaderlerinin belirlenmesinde rol oynamıştır. Bu önemli hadiselerin başını da askerî darbeler çekmektedir. Zira askerî darbeler, devletler bakımından birer büyük kriz dönemi olup bu dönemlerin kısa, orta ve uzun vadelerde toplumsal, demokratik ve ekonomik yönler başta olmak üzere devletler ve milletler aleyhinde çok sayıda neticesi bulunmaktadır. 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve yüce milletimiz de ne yazık ki cumhuriyet tarihi boyunca birçok askerî darbeye şahit olmuş, darbelerin olumsuz neticelerini defalarca yaşamıştır. 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimiyse gelişimi ve sonuçları bakımından ülkemiz tarihindeki darbelerle önemli farklılıklar arz etmektedir. 

Burada darbe girişiminin en önemli farklılığı; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gerek Anayasa Mahkemesi (AYM), Yargıtay gibi yargı organları ve Millî Güvenlik Kurulu (MGK) kararlarıyla gerekse de Cumhurbaşkanlığı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gibi siyasi iradeyi temsil eden makamların terör örgütü olarak tanımladığı Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) mensubu kişilerin şanlı Türk ordusunun üniforması arkasına saklanarak bu hain girişime kalkışılmasıdır. Esasen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde bu örgüte karşı topyekûn mücadele içerisinde olması ve örgütü iyiden iyiye sıkıştırmaya başlaması, örgütün son hamle olarak can havliyle 15 Temmuz 2016 tarihli hain girişimde bulunmasının temel sebebidir. 

Bunun yanı sıra her şeyden önce hiçbir darbe girişimi esnasında askerî personel Gazi Meclisimize herhangi bir suretle saldırmamış, yine hiçbir darbe girişiminde askerî personelce sivil halk, açıktan hedef alınmamıştır. Savaş zamanlarında dahi uluslararası hukukun bu tür eylemleri yasakladığı açıkken askerî üniforma arkasına saklanmış bir grup hainin Gazi Meclisimizi bombalaması, Cumhurbaşkanlığı Külliyesini hedef alması, sivil halk üzerine ateş açmak suretiyle yüzlerce insanımızı şehit etmesi veya gazi bırakması ihanetin boyutunu gözler önüne sermekte; bu darbenin ülkemiz tarihindeki hiçbir darbe girişimiyle benzerlik taşımadığını ortaya koymaktadır.

Yine diğer darbelerden önemli bir farklılık olarak; aziz milletimiz Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ilk kez bir askerî darbe karşısında büyük bir feraset gösterip muvaffak olmuş, demokrasimize sahip çıkmış ve ülkemizi darbecilerin istediği zaman yönetime el koyduğu bir ülke olmaktan çıkararak darbecilerin adalete hesap verdiği bir ülkeye dönüştürmeyi başarmıştır. Bu uğurda kahramanca direniş gösteren 251 vatandaşımız şehit, 2.796 vatandaşımızsa gazi olma şerefine nail olmuştur. 

Darbeciler başarılı olsaydı kati suretle hukuk devletinin rafa kaldırılacağı, yapılacak hiçbir yargılamanın hukuka ve vicdanlara uygun olmayacağı izahtan varestedir. Buna rağmen aziz milletimizin gösterdiği dirayet ve Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği sayesinde yargı önüne çıkan darbeciler devletimize ve milletimize yakışır şekilde adalete ve hukuka bağlı, fikri hür, vicdanı hür mahkemelerce yargılanmıştır, yargılanmaktadır. 

Ankara başta olmak üzere ülkemizde süren birçok davayı yakinen takip eden bizler, vicdanen rahat şekilde söyleyebiliriz ki hukuk sistemimiz içerisinde bir yargılamada uyulması gereken usul ve esasa dair bütün kurallar eksiksiz yerine getirilmiş, adalet mekanizması bir hukuk devletine yakışır şekilde işlemiştir, işlemektedir. 

Darbe Yargılamalarındaki Örgüt Mensubu Sanıkların Genel Profili 

Haklarında yargılamalar devam eden örgüt mensubu sanıkların profilini kısaca açıklamadan, bu sanıkların eylemlerini anlamak ve eylemleri gerçekleştirme gayelerini çözümlemek genel olarak mümkün olmamaktadır. Zira ülkemiz tarihinde yaşanan darbelerden 15 Temmuz 2016 tarihli hain kalkışmayı ayıran en önemli unsur, örgüt mensubu sanıkların profili ve amaçlarıdır. Zira sanıkların örgüt talimatı doğrultusunda derhal emir-komuta zinciri dışına çıkması, Türk Silahlı Kuvvetlerini (TSK) değil de örgüt hiyerarşisini esas alması, ülkemizin bağımsızlığını ve demokrasimizi temsil eden Gazi Meclisimizi, Cumhurbaşkanlığı Külliyesini ve sivil vatandaşlarımız ile darbeye karşı direnç gösteren kolluk görevlilerimizi hiç düşünmeden hedef alması makul kimselerce kati suretle anlaşılamayacaktır. 

Bu nedenle sanıkların genel profilini ortaya koymak zarurettir: 

Örgüt mensubu sanıkların tek aidiyeti “Hizmet” olarak adlandırdıkları örgüttür. Bunun dışındaki hiçbir insani değerin veya dini, millî aidiyetlerin örgüt mensubu sanıklar için önemi yoktur.

kişinin kendisi, yakınları yahut başka kimselerde herhangi bir zarar doğurmasında, İslam’a veya vicdana aykırı olmasında sakınca bulunmamaktadır; bu eylemler meşrudur. 

Bu profil ve yaklaşım, sanıklara örgüt tarafından küçük yaşlardan itibaren işlenmiş; netice olarak düşünmeyen, yalnızca söyleneni yapan, itaat eden bireyler büyük bir özenle yetiştirilmiştir. Yetiştirilen örgüt militanlarından belirli niteliklere sahip olanlar, büyük bir ustalıkla saklanıp her türlü hukuksuzluk meşru kabul edilerek “mahrem hizmetler” şeklinde adlandırılan görevlerin başında gelen TSK’ya özenle yerleştirilmiş, gizlenmiştir. Hücre sistemi denilen yapılarla bu kişiler örgütle iletişim halinde tutulmuştur. 

Sanıkların örgüt aidiyetini ortaya koymak, bir dosyada yaşanan şu olayla mümkündür: Muğla’da Cumhurbaşkanına Suikast dosyasında katılan vekilleri olarak bizlerin örgüt ve örgüt lideri Fethullah Gülen’in ihanetini ortaya koyan açıklamalarda bulunduğumuz esnada, hakkında yargılama devam eden sanık, söylenenleri duymamak için elleriyle kulaklarını kapatmıştır. Salt olarak bu husus bile örgüt mensubu sanıkların örgüt ve/veya örgüt liderinin aleyhine tek bir söz dahi duymaya tahammül edemediğini açıkça ortaya koymaktadır. 

Sanıkların Temel Savunma Stratejileri ve Stratejik Savunmaların Dosyalardaki Görünümleri 

Bütün bu yargılama sürecinde sanık sıfatıyla haklarında yargılama yapılan kişiler, hukukun ve adaletin tecellisine ket vurmak yahut adaleti geciktirmek maksadıyla çoğu kez tüm hukuki imkânlarını kullanmış; üstün bir çabayla somut gerçekliği çarpıtmak ve örgütü korumak için ellerinden geleni yapmıştır. Bu çabayı gösteren örgüt mensubu sanıklar da esasen çok zorlanmamıştır. Zira takiyye, iki yüzlü davranma, olduğundan farklı görünme, inandığından farklı hareket etme, yalan söyleme ve kötü emeller için dayanışma içerisinde hareket etme gibi eylemler bu örgütün devletimiz içerisine sızarak yuvalanmak için uzun yıllardır kullandığı yöntemler olup örgüt mensubu sanıklar da bu tür eylemleri yerine getirmeyi alışkanlık haline getiren kimselerdir. 

Sanıklar, bu alışkanlıklarını savunma stratejilerini belirlerken yahut icra ederken kılavuz kabul etmiş; bu alışkanlıklarını çoğu kez rahatlıkla icra etmiştir. Hatta öyle ki bu alışkanlıkların bir yansıması olarak sanıkların kullandığı yöntemler kimi zaman vicdanları yaralamış kimi zaman da davayı takip eden herkesin aklıyla alay etme noktasına gelmiştir. Örneğin Ankara’da Akıncı davası sırasında, Akıncı Üssünde hiç bulunmadığını iddia eden bir sanık, kendisine güvenlik kamerası görüntüleri izletildiğinde “Buradaki kişinin saçı uzun ve sakalı var. Gördüğünüz gibi benim saçım kısa ve sakalsızım.” şeklinde âdeta aklımızla alay eden yanıtlar vermiştir. Yine bir başka sanıksa “Benim olayla da darbe girişimiyle de ilgim yok. Biz bölgede belgesel çekmeye gelmiştik, jandarma bizi olay yerine yakın görünce gözaltına aldı.” şeklinde savunmalarda bulunmuştur. Diğer bir sanıksa olay günü Akıncı lojmanlarındaki kızının evine torununu sevmek için geldiğini, darbeden haberdar olunca darbeyi bertaraf etmek için elinden geleni yaptığını iddia etmiştir. Muğla’da Sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik suikast eylemi davasında yapan bir sanıksa, son savunmasını tam 3,5 gün sürdürmüş; artık anlatacak bir şeyi kalmadığındaysa “Sosyal Deney” adı altında bir kısım belgeseller izleterek savunma yaptığını öne sürmüştür. Duruşmaları yöneten heyetin, davaları takip eden biz hukukçuların ve diğer seyircilerin sabrını zorlamak, buradan bir kaos oluşturmak ve devam eden yargılamayı lekelemek isteyen sanığın çabaları netice vermemiştir. Son savunma hakkının kısıtlanmayacağını ve buradan netice alamayacağını anlayan sanık, sonunda pes edip savunmasını gece geç saatlerde bitirmiştir. 

Elbette sanıklar bütün bu yargılamalar içerisinde örgütsel dayanışmayı da sürdürerek ortak bir savunma stratejisiyle hareket etmiştir. Örneğin genel olarak temel savunmalar: 

Örgütün; kendileri yahut örgüt mensubu kimseler aleyhine verdikleri savcılık ve kolluk ifadelerini müdafi huzurunda vermelerine rağmen kesin bir dille reddetmeleri 

Darbeden, örgütten, örgütün darbe içerisindeki rolünden haberdar olunmadığı iddiası 

Gerçekleştirilen eylemlere tatbikat, operasyon yahut terör tehlikesi gibi başkaca meşru amaçlarla iştirak edildiği iddiası 

Eylemlerin emir-komuta zinciri içerisinde gerçekleştirildiği iddiası 

“Savunmanı olabildiğince uzat, günlerce savunma yapsan da darbe eyleminden dakikalarla sınırlı olarak üstünkörü bahset” anlayışı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) nezdinde haklarının ihlal edildiği iddiasında bulunmak maksadıyla olabildiğince tartışma çıkartma, sataşmalarda bulunma ve yargılamayı çeşitli yol ve yöntemlerle hukuk düzleminden saptırma çabası şeklinde özetlenebilir. 

Sanıkların temel savunma stratejilerininse somut olaydan uzak olduğu, kimi zaman kendilerince de bilinmektedir. Ancak bu savunma stratejisini, bilinçli olarak sürdürmüşlerdir. Örneğin Muğla Marmaris’te Sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik suikast eylemini gerçekleştiren tim, operasyon sırasında tam teçhizatlı olarak hareket etmiştir. El bombaları, bombaatar gibi materyallerle, binlerle ölçülebilecek sayıda mermiyi yanında bulunduran ve operasyon bölgesine helikoptere bağlı yahut mobil makineli tüfekler dahi götüren time mensup sanıklar, bu eylemlerini “terör operasyonu” olarak izah etmeye çalışmıştır. Sayın Cumhurbaşkanımızın bulunduğu otel merkezi bir konumda, onlarca otelin bulunduğu bir alandadır. Sivil bir alana üç askerî helikopterle inen sanıklar, tatil yöresinde bulunan siviller arasında tam teçhizatlı dolaşmış, bölgedeki sivil kişilere Sayın Cumhurbaşkanımızın kaldığı yeri sormuş ve yine bu sivil bölgede polis memurlarımızla hedef gözetip çatışarak iki polisimizi şehit etmiştir. Sanıklar, bütün bu hususların güvenlik kamerası görüntüleri olmasına rağmen “Bu görüntülerdeki biz değiliz.” diyecek kadar cüretkâr savunma yapmışlardır. 

Ankara Darbe Yargılamalarındaki Bir Kısım Detaylar 

Ankara darbe yargılamaları örgütün askerî yapılanmasının büyük ve önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Ankara’da devam eden yargılamalar göstermektedir ki bu hain örgüt Jandarma Genel Komutanlığı, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Özel Kuvvetler Komutanlığı, Kara Havacılık Komutanlığı gibi devletimizin ve milletimizin gözbebeği ordusunun çok önemli birimlerinde sinsice yuvalanmış; örgüt mensupları, örgüt liderinin talimatını beklemiştir. 

Ankara’da devam eden temel davalarsa Genelkurmay çatı davası ve Akıncı Üssü davası olarak gösterilebilir. Özellikle Genelkurmay çatı davası, darbe eyleminin örgüt üyesi yönetici asker sanıkları olarak ifade edilen 38 sanığın eylemleri yönünden; Akıncı Üssü davasıysa örgütün tüm askerî kuvvetler içerisindeki yapılanması ve darbe eylemini planlayan örgütün sivil üyelerinin eylemleri açısından büyük önem arz etmektedir.

15.07.2016’da Türkiye Cumhuriyeti üzerindeki darbeci unsurların hava faaliyetlerinin yer aldığı; Gazi Meclisimizin askerî uçaklarla bombalanması; bu bombalamalar sonucu 32 vatandaşımızın gazi olması ve Gazi Meclis binasında maddi zarar oluşması; Cumhurbaşkanlığı Külliyesi yakınındaki köprülü kavşak ve otoparkın uçakla bombalanması sonucu 15 vatandaşımızın şehit, 7 vatandaşımızın gazi olması; Gölbaşı Özel Harekât Dairesi Başkanlığının askerî uçaklarla bombalanması sonucu 44 vatandaşımızın şehit, 36 vatandaşımızın gazi olması; Gölbaşı Havacılık Daire Başkanlığının askerî uçaklarla bombalanması sonucu 7 vatandaşımızın şehit, 5 vatandaşımızın gazi olması; TÜRKSAT tesislerinin askerî uçaklarla bombalanması; Ankara Emniyet Müdürlüğü binasının ve yakınının askerî uçaklarla bombalanması sonucu 2 vatandaşımızın şehit, 39 vatandaşımızın gazi olması eylemleri ile Akıncı 4. Ana Jet Üs Komutanlığında darbeye teşebbüs eyleminin yönetilmesi ve burada görevli olup darbeye teşebbüs eylemine katılan askerî personelin ve silahlı terör örgütünün yönetici sivil mahrem imamların eylemlerinin yargılama konusu yapıldığı 475 sanıklı Akıncı Üssü davasında karar 26.11.2020 tarihinde açıklanmıştır. Bu karara göre firari örgüt lideri Fethullah Gülen ve Adil Öksüz hakkında tefrik, 70 sanık hakkındaysa beraat kararları verilmiştir. Diğer 403 sanıksa eylemlerinin ağırlıklarına göre müebbet, ağırlaştırılmış müebbet yahut süreli hapis cezaları alarak mahkûm olmuştur. 

Dikkat çekici bir detay olarak FETÖ/PDY’nin hain kalkışmanın merkezinde bulunduğunun canlı birer delilli olan 4 sözde sivil imam da bu davada yargılanmışarak 79’ar kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmıştır. Ayrıca bu isimler, 198 kişiye ilişkin “kasten öldürmeye teşebbüs”, 22 kişiye yönelik “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” ve bir kişiye yönelik “kişiyi hürriyetinden yoksun kılmaya teşebbüs” suçlarından da toplam 3 bin 901 yıl 6’şar ay hapis cezası almıştır. 

Yine kamuoyunda Genelkurmay çatı davası olarak bilinen ve darbeyi planlayan örgüt üyesi yönetici asker sanıkların, Genelkurmay Başkanlığına gelerek darbe faaliyetine iştirak eden örgüt mensubu üyelerin yargılandığı 224 sanıklı davada 20.06.2020 tarihinde karar açıklanmıştır. Firari 13 sanık hakkında tefrik kararı verilmiş, kalan 181 sanıksa eylemlerinin ağırlıklarına göre müebbet, ağırlaştırılmış müebbet yahut süreli hapis cezaları alarak mahkûm olmuştur. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi tarafından incelenen kararda yerel mahkemenin verdiği karara karşı yapılan istinaf başvuruları reddedilmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı yapılan temyiz başvuruları nedeniyle dosya Yargıtay’a gönderilmiş olup hâlen derdesttir.

Sonuç 

15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen hain kalkışmanın failleri de aziz milletimizin vicdanı olan mahkemelerde eylemlerinin hesabını vermektedir. Yapılan yargılamalarda gördük ki fikri hür, vicdanı hür hâkimlerimiz; örgüt mensubu sanıkların bütün çabalarına rağmen, devletimizin büyüklüğüne, milletimizin vicdanına uygun olacak şekilde hukuku ve hukukun gerektirdiklerini uygulamakta ısrarcı olmuştur. Örgüt mensubu sanıklara gerek savunmalarını hazırlarken gerekse de savunmalarını yaparken savunma haklarının kısıtlanmaması için her türlü teknik imkân verilmiştir. Yüce Türk adaletinin birer neferi olan hâkimlerimiz, örgüt mensubu sanıklar hakkında hüküm kurulurken hukukun gerekliliklerini yerine getirerek; güvenlik kameraları, bilirkişi raporları, müşteki, tanık ve sanık beyanları ile dosyalardaki tüm delilleri büyük bir titizlikle inceleyip tartışmış ve maddi gerçeğe ulaşmak için insanüstü çabayla kararlarını açıklamıştır. 

Bu hain kalkışmaya Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde karşı duran ve kalkışmayı bertaraf eden aziz milletimiz, tarihinde birçok askerî darbeye şahitliği bulunan ve bu darbelerden her anlamda zarar görmüş devletimizin kaderini yüzlerce şehit, binlerce gazi vererek değiştirmiştir. Bu nedenledir ki katıldığımız bu sempozyum gibi demokrasimizin önemini bizlere hatırlatan, hukuk devletinin kıymetini bir kez daha idrak etmemize vesile olan organizasyonların varlığı büyük önem arz etmektedir. Bu sebeple nazik davetleriyle bizleri onurlandıran bu kıymetli platforma ve siz değerli katılımcılara teşekkür ederiz. 

Daha Fazlası

SON EKLENENLER

28 Şubat ve Uluslararası Konjonktür- Prof. Dr. Birol Akgün

28 Şubat günü darbe değil de keşke ülkemizin geçmiş ve güncel başarılarını konuşuyor olsaydık. Türkiye’nin kaybettiği o yıllarda...

TÜRKİYE’DEKİ DARBE GELENEĞİNİN ZİHİNSEL ARKA PLANI- Dr. Rasim Koç

Darbeler konusunda çok şey söyleniyor, çok şey söylüyoruz. Hatta çok şey yazıyoruz. Ben sadece darbelerle ilgili okuyucuları kısa bir zaman tünelinden geçirmek...

28 ŞUBAT’TA HUKUK- Prof. Dr. Muharrem KILIÇ

28 Şubat, post modern darbe olarak adlandırıyor. Ben bu darbeyi ‘yeni nesil bir darbe’ türü olarak tanımlıyorum. Nitekim bütün şiddet unsurları, lojistik...

VESAYET KURUMU ARACI OLARAK STK’LAR- İdris Kardaş

Sivil toplum kuruluşlarını darbeci olarak ya da darbeci olan ya da olmayan olarak kod­layabiliriz. Bunu böyle bir paketin içine yerleştirebiliriz ama mesele...

DARBE VE İŞ DÜNYASI STK’LARI- Dr. İsrafil Kuralay

Darbeler maalesef Türk siyaset hayatının önemli kırılma noktalarından bir tanesi. Her on yıllık sürede bir darbe beklentisi alametifarikamız noktasına gelmiş durumda. Ka­çınılmaz...