No menu items!

İÇ ÇEKİŞME VE DIŞ MÜDAHALENİN PENÇESİNDEKİ DARBELER ÜLKESİ: IRAK – Bilgay Duman

Okumalısınız!

Dinç Bilgin

“1995 yılından itibaren özellikle medyada kamu ihalelerine girişte büyük bir artış oldu. Türkiye’de enerji dağıtım şirketlerine bakın o tarihte; Bursa’yı Türkiye gazetesi, bilmem nereyi...

Fehmi Koru

“Birileri kendilerini ‘merkez’ olarak tanımlamışlar, o tanımlamaya uygun bir tabanı da oluşturmuşlar. Oradan hareketle kendilerinin gündemi belirleme hakkına sahip oldukları iddiasını bugüne...

Abdurrahman Dilipak

“Merkez medyada birçok yayın kuruluşu ‘topyekûn savaş’ diye manşetler atıyor, hedef gösteriyorlardı. Çoğu yayın organı güç ve iktidarın sesi olarak rolünü icra...

Mehmet Ali Birand

“Merkez medya, askerin Türkiye’nin sigortası olduğuna inanan; -kelimelerimi çok dikkatli seçiyorum-, parlamentonun ve siyasetçinin o kadar da güvenilecek bir unsur olmadığını düşünen...

Giriş

Yaklaşık 400 yıl boyunca Osmanlı Devleti idaresi altında olan bugünkü Irak toprakları 1918’de İngilizler tarafından işgale uğramış ve 1921’de Birleşik Krallığın mandası altında modern Irak Devleti kurulmuştur. 1932’de ise Irak Krallığı Deklarasyonu yayınlanarak Milletler Cemiyeti’ne üye olunmuş ve Irak bağımsız bir devlet olarak Birleşik Krallığın mandasından ayrılmıştır. 1958’e kadar krallık ile yönetilen Irak’ta bir darbe ile krallık yıkılmış ve yerine cumhuriyet ilan edilmiştir. Günümüzde de Irak, “cumhuriyet” rejimine sahip bir devlet olsa da hem cumhuriyetin ilanı hem de 2003’te ABD işgalinden sonra yaşanan gelişmeler neticesinde istikrara kavuşamamıştır. 1958’den ABD’nin Irak’ı işgal ettiği 2003 yılına kadar geçen yaklaşık 45 yıl içerisinde Irak bir darbeler, savaşlar ve diktatörler ülkesi olmuştur. Özellikle bu süreçte kanlı darbeler ve savaşlar yaşanmış, 1979’da Saddam Hüseyin’in iktidara gelmesiyle Baas Partisi öncülüğünde bir diktatörlük kurulmuştur.

Saddam Hüseyin’in diktatörlüğü altında geçen yaklaşık 25 yılda da Irak üç büyük savaş (Irak – İran savaşı, Kuveyt Krizi, ABD İşgali), iç ayaklanmalar ve ambargolar yaşamıştır. ABD’nin müdahalesiyle 2003’te Saddam liderliğindeki Baas rejimi yıkılsa da ülkenin mevcut durum itibariyle istikrara kavuşabildiğini söylemek mümkün değildir. Bu istikrarsızlıkta dış müdahalenin rolünün oldukça büyük olduğu görülmektedir. Zira Irak tarihi boyunca yaşanan hemen her önemli olayda ya uluslararası siyasetin ya da aktörlerin ya da bölgesel dinamik ve güçlerin etkisinin göz ardı edilemeyeceği görülmektedir. Bir devrim, bir ayaklanma ya da reform olarak görülüp daha sonra halk rızası ortaya çıkarılsa da aslında bunlar ülkede iktidara ve yönetime yönelik saldırıların temellerine dayanmaktadır. Nitekim bu anlamıyla Irak’taki darbeler tarihi hem Ortadoğu’nun geçmişini anlamak hem de Irak’ın bugününe ışık tutmak için önemli birer örneği teşkil etmektedir. Bu noktada Irak’taki darbelerin ele alınması yerinde olacaktır.

Bekir Sıtkı Darbesi

1932 yılında Irak Krallığı Deklarasyonun yayınlanması ile birlikte Irak bağımsız devlet hüviyetine kavuşmuş olsa da Birleşik Krallığın etkisinin devam ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır.[1] İngilizlerin iktidara getirdiği 1933 yılında Kral Faysal’ın ölümünün ardından Irak’ta birtakım ayaklanmalar çıkmıştır. Söz konusu dönemde Bekir Sıtkı Musul’da yaşanan Asuri ayaklanmasını sert bir biçimde bastırması ile ün kazanmıştır. Kral Faysal’ın tek oğlu olan Kral Gazi’nin 1933’te tahta geçmesiyle birlikte, Bekir Sıtkı general yapılarak, ordunun başına getirilmiştir. Kral Gazi’nin ülkenin yönetimini devralmasından sonra Irak’ın farklı bölgelerinde ayaklanmalar çıkmış, Bekir Sıtkı bu ayaklanmaları güçlü bir biçimde bastırmıştır.

Öte yandan İngiltere’nin 1930 yılında bir antlaşma yaparak Irak’ın petrolünü en düşük fiyatlarla almak istemesi, aynı şekilde, Felluce’deki Habbaniye ve Basra’daki Şuaiba üssü gibi büyük İngiliz ordusu birliklerini Irak’taki üslerde muhafaza etmesi, Irak’taki İngiliz etkisinin devam etmesine neden olmuştur. Bu durum Irak’ta tepkiye yol açmış olmakla birlikte, 1935’te İtalya’nın Habeşistan işgali ve Kral Gazi’nin Irak’taki İngiliz etkisini dengeleme isteği ülkede kamplaşmaların ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Bu kamplaşmaların 1936’da Bekir Sıtkı tarafından İngiliz destekçisi hükümete karşı bir darbe yapılmasına sebebiyet vermiştir.  Darbeye Korgeneral Bekir Sıtkı yanı sıra Birinci Tümen Komutanı Abdul Latif Nuri ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhammed Ali Cevad önderlik yapmıştır. 27 Ekim 1936 Perşembe gecesi, ordu güçleri Kargan ve Beledruz’dan Bakuba’ya doğru ilerleyerek Bağdat’a ulaşmayı amaçlamıştır.[2] Albay Muhammed Ali Cevad’ın komutasındaki 3 savaş uçağı Bağdat’ta darbenin manifestosu olarak sayılabilecek broşürleri Bağdat semalarından aşağıya bırakmıştır. Darbeciler, Başbakan Yasin El-Haşimi’nin istifası ve İçişleri Bakanı Hikmet Süleyman başkanlığında yeni bir kabine kurulmasını kabul etmek için parlamentoya üç saat mühlet vermiştir. İstenilen yapılmadığı için uçaklar o gün sabah saat 11:30’da Bakanlar Kurulu karargahına, İçişleri Bakanlığı’na, Başbakanlık ofisi ve Parlamento Binası’na ve yakınlardaki Posta Dairesine bombalar atılmıştır. Nitekim bunun üzerine hükümet, istifasını 29 Ekim 1936’da Kral’a sunmuş ve istifa kabul edilmiştir. Darbeciler, Kral Gazi’den Hikmet Süleyman’a hükümet kurması için yazılı bir vekaletnameyi yönlendirmesini istemiştir. Nitekim çok kısa bir süre içerisinde Hikmet Süleyman kabinesini oluşturmuştur.[3] Bu darbe Ortadoğu tarihindeki ilk darbe olarak tarih sahnesine yazılmıştır.

Ancak darbenin etkileri devam etmiş, ülkedeki karmaşa sürmüştür. Darbe sırasında Irak’ın en sevilen askerlerinden biri olan Savunma Bakanı ve “Ordu’nun Babası – Ebu Ceyş” olarak Cafer el-Askeri’nin öldürülmesi halkta büyük tepkiye yol açmıştır. Bu sırada İngilizlerin yakın destekçisi olan dönemin Dışişleri Bakanı Nuri Sait ve Yasin el-Haşimi yurt dışına çıkmıştır. Hikmet Süleyman’ın hükümeti kurmasının ardından bir yıl geçtikten (Ağustos 1937) sonra darbenin mimarı Bekir Sıtkı, Türkiye’nin daveti üzerine Türkiye’ye seyahat etmek üzere Musul’da bulunduğu sırada, bir askerin suikastıyla hayatını kaybetmiştir.  Bekir Sıtkı’nın ölümünden sonra Kral Gazi, Hikmet Süleyman’ın hükümetini görevden almış ve Cemil El-Madfai başkanlığındaki yeni bir hükümet oluşumunu kabul etmek zorunda kalmıştır. Bu dönemde Bekir Sıtkı’ya sadık memurlar da sınır dışı edilmiştir. Yani Ortadoğu’daki ilk darbe başka bir darbe ile son bulmuştur. Bu dönemde Irak’ın İngilizlerden bağımsız bir politika izleyerek 1937’de, Bekir Sıtkı’nın ölümünden yaklaşık bir ay önce, Türkiye, Irak, İran ve Afganistan arasında Sadabat Paktı’nın imzalaması ve hatta eski bir Osmanlı subayı olan Bekir Sıtkı’nın Türkiye ile Irak arasında konfederal bir yapı kurmak istediğine yönelik söylentiler, İngilizlerin Bekir Sıtkı’yı öldürerek bu girişimin önüne geçmeye çalıştığı yönünde güçlü iddiaları da beraberinde getirmiştir. Zira her ne kadar Irak’taki manda yönetimi son bulmuş olsa da İkinci Dünya Savaşı öncesinde Birleşik Krallığın ülkedeki etkinliğini kaybetmek istemediğini söylemek mümkündür.

“Altın Dörtlü” Darbesi ve İngiliz Müdahalesi

1939-1941 arasındaki dönemde yaşanan gelişmeler Irak ulusal hareketi ve ülkenin tarihini değiştiren en önemli olaylar zinciri olarak nitelendirilebilir. Altın Dörtlü Darbesi, Taht sahibi Abdülillah’ın devrilmesi ve yeni bir hükümetin kurulması ile sonuçlanmıştır.

4 Nisan 1939’da Kral Gazi geçirdiği bir araba kazasında ölmüş ve dört yaşındaki oğlu Faysal kral olmuştur. Ancak yaşının çok küçük olması nedeniyle amcası Abdülillah bin Ali vekaleten tahtın yönetimini ele almıştır.[4] 1 Eylül 1939’da İkinci Dünya Savaşı çıkmış ve 3 Eylül’de İngiltere ve Fransa, Nazi Almanya’sına savaş ilan etmiştir. İngiliz hükümeti Irak’tan Almanya ve İtalya ile diplomatik ilişkileri kesmesini, Almanya’ya karşı savaş ilan etmesini ve 1930 Antlaşması hükümlerine uygun olarak İngiltere’nin ihtiyaç duyduğu yardımı sağlamasını istemiştir.[5]

Başbakan Nuri Said bu talepleri yerine getirmekte hızlı davranmış ve 5 Eylül’de Almanya ile diplomatik ilişkileri kesmiştir. Nuri Said hükümetinin İngiltere’ye tam desteğini doğrulamıştır.[6] Hatta bundan daha fazlasını da yapan Nuri Sait, askeri operasyonların sadece Polonya’da tırmanmaya başladığı bir zamanda Irak’ı savaşa sokmuştur. Nuri Said sokağa çıkma yasağı uygulamaya koymuş, savaş karnesi yasasını çıkarmış, mihver ülkelerine ait bazı mülklere el koymuş ve gazetelere, partilere, derneklere ve diğer bazı kuruluşlara bir sansür sistemi uygulamıştır. Başka bir deyişle olağanüstü hâl sistemini ve sıkı yönetimi o dönemde hiçbir gerekçe göstermeden dayatarak yetkilerini güçlendirmiştir. Nuri Said’in bu yaptıklarının yanı sıra İngilizlerin Irak ve Arap coğrafyasında yürüttükleri politikanın ülkede İngiliz karşıtı bir kampın ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Öte yandan Filistin devrimine destek ve Filistin’e Yahudi göçü gibi önemli tedbirler alması da dahil olmak üzere, Suriye ve Lübnan’ın Fransız işgalinden kurtarılmasına yönelik oluşan destek, İngiliz garnizonunun Kuveyt’ten çıkarılması için çalışmalar ve halkın planlı bir suikast gördüğü 1939 yılında Kral Gazi’nin geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetmesinin halk tarafından İngilizlerin bir planı olarak görülmesi[7] gibi sebeplerin Irak’taki İngiliz karşıtlığını arttırdığını söylemek mümkündür. Bu durum dönemin Irak Başbakanı Nuri Said’in ordu ile arasını açmış ve yönetim ile ordu arasında ihtilaf başlamıştır.

Karşı kampta, “Altın Dörtlü” olarak nitelendirilen ordu mensupları Selahaddin Sabah, Fehmi Said, Mahmud Salman ve Kâmil Şibib yer almıştır. Bu dört kişilik ekip ve bazı ulusal parti ve şahsiyetler, aynı sokakta direnip eleştirdikleri gibi parlamento ve siyasi muhalefete liderlik eden Kraliyet Mahkemesi Başkanı Reşid Ali el-Geylani’nin liderliğiyle güçlerini birleştirmiştir. Geylani’nin Hitler Almanyası ile iyi ilişkilere sahip olduğu bilinmektedir. Bu süreçte söz konusu askerler, ülkede askeri bir hareketlilik ortaya çıkarmış ve Irak’ı savaşa sokan Nuri Sait’e baskı yaparak, istifa etmesini sağlamıştır. Nuri Sait’in istifa etmesinin ardından Reşid Ali el-Geylani, Milli Savunma Hükümeti’nin görevlerini yerine getirmeyi, ülkeyi istikrarını bozmaktan korumayı ve içinde güvenlik ve düzeni tesis etmeyi üstlendiğini, mevcut hükümetin, anayasa hükümlerinin uygulanması konusunda güvence sağlandığını açıklayarak yönetime el koymuştur. Ancak bu durumdan rahatsız olan ve Irak’taki etkisini kaybetmek istemeyen İngilizler, Irak’ta yönetime el koyan orduya karşı savaş açmış ve Irak’a bir çıkarma yapmıştır. İngiliz ordusunun müdahalesiyle Nuri Sait tekrar ülkeye dönmüş ve hükümeti yeniden eline almıştır. Darbeye öncülük eden Reşid Ali el-Geylani Almanya’ya kaçarken[8] Nuri Sait’e karşı darbe yapan “altın dörtlü” ise yakalanarak idam edilmiştir. Böylece büyük güçler arasındaki çekişme Irak’ta ardı ardına darbe ve savaşları meydana getirmiştir.

14 Temmuz 1958 Cumhuriyetçi Hükümet Darbesi

İkinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan gelişmeler Irak’ta da yankı bulmuş ve neredeyse ülkedeki 30 yıllık monarşinin son bulmasına sebebiyet vermiştir. Bu süreçte Irak’ın halen dış müdahalenin tesiri altında olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Nitekim İkinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan bazı gelişmeler Irak’ı da etkilemiş ve sonunda Irak’ta bir darbe ile monarşi rejimi yıkılarak cumhuriyet rejimine geçiş sağlanmıştır.

Özellikle İsrail’in kuruluşu, Nasırcılık hareketi ve milliyetçilik akımının Irak’ta önemli bir etki ortaya çıkardığını söylemek yanlış olmayacaktır. Özellikle Irak’taki kraliyet rejimi ve Arap hükümetlerinin İsrail’e yönelik önyargısı, 1948’deki Arap – İsrail Savaşı, Arapların bu savaştaki kaybının ülkedeki dengeleri etkilemiştir.[9] Öte yandan Mısır’da Cemal Abdul Nasır’ın 1952’de krala karşı yaptığı darbenin başarısından sonra iktidara gelmesi, darbenin güçlü bir kışkırtıcısı ve destekçisi olmuştur. Nitekim Nasır, Irak’ta gerçekleşen darbeyi ilk kabul eden lider olmuştur. Bununla birlikte Irak’ta ve Arap dünyasında milliyetçi ve sosyalist düşüncenin yayılması da cumhuriyetçi darbenin önemli unsurlarından biri olarak görülmektedir. Nitekim bu süreçte ordu içerisindeki İngiliz karşıtı ve milliyetçi akımlar giderek güçlenmeye başlamış, özellikle 1952’de Nasır’ın yaptığı darbe sırasında etkili olan “Özgür Subaylar” hareketi Irak’ta da etkili olmuş ve ordu içerisinde Abdülkerim Kasım, Abdüsselam Arif, Abdulvahab Şavaf, Naci Talip, Rıfat el-Hac gibi isimlerin başını çektiği bir yapı güçlenmeye başlamıştır. Nitekim İngilizleri güçlü desteğine rağmen Nuri Sait iktidarı 1952 ve 1956 yıllarında iki kez ayaklanma ile karşı karşıya kalmış ve Nuri Sait olağanüstü önlemler almak zorunda kalmıştır. Nuri Sait bu ayaklanmalar sırasında partiler yasasını askıya almış, gazeteler ve yazarlara baskı uygulamış hatta bazı gazeteler kapatılmıştır. Bu durum ülke içerisinde gittikçe huzursuz olan bir halk kitlesi ortaya çıkarmıştır.

Halktaki hoşnutsuzluktan da yararlanan Özgür Subaylar Hareketi, Abdülkerim Kasım ve Abdüsselam Arif önderliğinde monarşiye karşı geniş çaplı bir harekât planı hazırlayarak, Irak’ta monarşi rejiminin sonunu getiren darbeyi yapmıştır. Söz konusu darbe ile Irak’ta bir dönem sona ermiştir. Monarşi yıkılarak cumhuriyet ilan edilmiş ve Kral Vekili Abdulillah ile Başbakan Nuri Sait darbeciler tarafından öldürülmüştür. Ancak bu bir askeri darbe olsa da Irak kamuoyunda “devrim” olarak da nitelendirilmektedir.

Cumhuriyetin ilan edilmesinden sonra Abdülkerim Kasım, Irak’ın ilk cumhurbaşkanı ve ulusal ordunun komutanı olarak kabineyi kurarken, Abdüsselam Arif de içişleri bakanlığı ve ulusal ordu komutan yardımcılığı görevlerini üstlenmiştir.  Ancak Kasım’ın iktidarı kontrolü ve iktidara Komünistlerin mutlak hakimiyeti, darbeyi gerçekleştiren Özgür Subaylar içerisinde kırılmalara yol açmıştır. Kasım güçlü Irak kimliğini desteklerken, ordu içerisindeki milliyetçi subaylar, Irak, Mısır ve Suriye’yi içerisine alan “Birleşik Arap Cumhuriyeti”ni desteklemiştir. Bu durum iki kesim arasında çatışmalara neden olmuş ve Özgür Subaylar Hareketi içerisinde yer alan komutanlardan biri olan Abdulvahap Şavaf, 8 Mart 1959 tarihinde Musul’da bulunduğu sırada Kasım yönetimine yönelik bir darbe girişiminde bulunmuş ancak başarısız olmuştur. Musul’da bulunan 6. Tugayı yanına alan Şavvaf, Kasım’a istifa etme çağrısında bulunurken, Kasım ordu birliklerini Musul’a doğru göndererek ayaklanmayı bastırmış ve Şavvaf öldürülmüştür. Bununla birlikte milliyetçilere, özellikle Arap Sosyalist Baas Partisi gibi bazı yeni ortaya çıkan partilere karşı birçok baskı eylemi ve tutuklama gerçekleştirmiştir. Kasım’ın bu tutumu hem ordu hem de halk içerisinde yeni bölünmeler ortaya çıkarmış ve bu süreç Kasım’ı devirecek başka bir darbenin başlangıcı olmuştur.

Milliyetçiler Darbesi, 8 Şubat 1963

Ordunun ve muhalefet partilerinin birçok lideri Abdülkerim Kasım’ın devrimin liderinden benzersiz güçlere sahip bir “diktatöre” dönüştüğüne inanmıştır. Zira Kasım’ın gücü tekelleştirmeye yönelik hamleler yaptığı, darbeyi birlikte gerçekleştirdiği kişilerin dahi yetkilerini elinde topladığı bilinmektedir. Zira darbe sonrası oluşturulan “Egemenlik Konseyi”ne hiçbir yetki tanımazken Cumhurbaşkanı’nın seçim sürecini ertelemiş, Devrim Komutanlığı Ulusal Konseyi’nin kurulmasını geciktirmiş ve yeni parlamentonun seçilmesinin önünü açmayarak olağan üstü yetkilerle iktidarını sürdürmeye çalışmıştır.

Ayrıca darbe hareketinin liderleri Kasım’ın 1958 hareketinin liderlerini tasfiye etmek için haksız ölüm ve hapis cezaları verdiğine yönelik bir inanç olduğunu bilinmektedir.  Nitekim Şavaf’ın giriştiği başarısız darbe girişimi nedeniyle darbe ile hiçbir ilgisi olmayanlar hapse atılarak idam edilmiştir. Bu başarısız darbe girişimi ile birlikte Abdülkerim Kasım, 1958 darbesine destek veren Baas Partisi yanlılarını iktidarına bir tehdit olarak görmüş ve tasfiye hareketine başlamıştır. Bununla birlikte Sovyetlerin de desteğiyle hükümet içerisinde Komünist Partisi’nin güçlendirmeye çalışmıştır. Nitekim daha sonra Irak’ta bir diktatör olacak Saddam Hüseyin’in de içerisinde yer aldığı bir grup Baasçı 1959’da Kasım’a yönelik başarısız bir suikast girişiminde bulunmuş[10] ve Saddam Hüseyin ile birlikte suikast planını yapan Baasçılar, Irak’ın dışına kaçmıştır. Bu durum Kasım’ın daha sert önlemlere başvurmasını beraberinde getirmiştir.

Ancak 1961 yılında Mısır ve Suriye arasındaki birliğin dağılması, Kasım’ın da rahatlamasına sebebiyet vermiş ve Kasım iç politikadaki sıkı yönetimi bir nebze gevşetmiştir. Kasım bu dönemde Baas Partisi’nin birçok üyesini ve subayını serbest bırakmıştır ancak bu partinin gücünü yeniden bir araya getirme ve özellikle de ordudaki subaylarını yenileme girişimine yol açmıştır. Nitekim Baas Partisi, Kasım’ı devirmek için planlara hazırlamaya başlamışsa da Kasım’ın bu hareketliliğin farkın varmasıyla Parti’ye yönelik yeni bir tutuklama kampanyası başlatılmıştır.  Bu süreçte Kasım’ın durdurulamayacağını anlayan Baas Partisi, Kasım’ın yaptığı darbenin ikinci adamı olan Abdüsselam Arif’in de desteğini alarak ordudaki Kasım karşıtı subayların yardımı ile bir darbe yapmış ve böylece Abdüsselam Arif iktidarı eline almıştır. Kasım’ın komünizmle ilişkisinden dolayı darbeye CIA’ın da destek verdiği iddia edilmektedir.[11] Darbe sonucunda askeri bir mahkeme kurulmuş ve Abdülkerim Kasım ölüm cezasına çarptırılmış, bakanları ve Komünist liderler Baas Partisi tarafından idam ettirilmiştir. Bu darbe Irak’ta Baas Partisi iktidarının başlangıcı olmuş ve darbenin arkasında Baas Partisi olsa da Abdüsselam Arif ön planda tutulmuştur.  

Abdüsselam Arif Darbesi, 18 Kasım 1963

Baasçı darbenin Abdulkerim Kasım’a karşı başarısı ve elde edilen sonuçları tüm çevreler için büyük bir sürpriz olmuştur. Çünkü Baas Partisi’nin genç ve yeni bir parti olması, hatta liderliğinin kitleler tarafından dahi bilinmiyor olması Baas darbesine ilişkin şaşkınlık ortaya çıkarmış ve ülkede bir karmaşa durumu oluşturmuştur. Nitekim darbeden sonra Baas Partisi, akıllıca bir yöntem benimseyerek Abdülkerim Kasım’a karşı darbe yapan Abdüsselam Arif’in kullandığı yönteme karşı halkta oluşan tepkiyi kullanarak Arif’i de devirme planları yapmıştır. Zira Baas Partisi açısından Arif’in de Kasım gibi bir yöntem izleme ihtimali göz önünde tutulmuş ve Arif’in iktidarı güçlenmeden yıkılması ve iktidarın elde edilmesi planlanmıştır. Nitekim Cumhurbaşkanı Arif olsa da hükümetin büyük bölümü Baasçılardan oluşturulmuştur. Bu durum yönetimde bir ikilik ortaya çıkarmış olmakla birlikte ordu içerisindeki subaylar arasındaki da ayrışmalara da yol açmıştır. Devrimci Komuta Konseyi ve ona yakın diğer üst düzey subaylarla iletişimin başlamasıyla gizli bir toplantıda Arif ve destekçileri, sivil ve askeri adımlarıyla Baasçılardan kurtulmaya karar vermiştir. Kararla beraber ilk adım Baas’ın önde gelen isimlerinden Ali Salih’in İspanya’ya, Hazım Cevad’ın Beyrut’a gitmesi olmuştur. 18 Kasım 1963 günü Arif sokağa çıkma yasağı ilan etmiş ve Arif’e bağlı kuvvetler, Baas Partisi Ulusal Muhafızlarının tüm merkezlerinin kontrolünü ele geçirmiştir.[12] Başbakan Hasan el-Bekir görevden alınmış ve sürgüne gönderilmiş; Tahir Yahya başkanlığında yeni bir kabine kurulmasına karar verilmiştir. Daha sonra Baas Partisi’ne bağlı birçok memur ve politikacı tutuklanmış ve Baas Partisi yasaklı bir muhalefet hareketine dönüşmüştür.

İkinci Baasçı Darbe, 17 Temmuz 1968

1966’da geçirdiği uçak kazasından sonra Abdüsselam Arif’in ölümü ve kardeşi Abdürrahman Arif’in iktidara gelmesi, Baas’la rekabet eden Komünist Parti’nin zayıflığı ve bazı karışıklıkların ortaya çıkması Baas Partisi’nin yeniden güç kazanmasına neden olmuştur. Abdürrahman Arif’in barışçıl kişiliği ve demokratik bir düzen ortaya koyma isteği, Baas Partisi tarafından zaaf olarak değerlendirmiş ve Baas Partisi liderliğini yeniden örgütlemiş, gizli toplantılar yapılmış, partiye yeni askeri ve sivil isimler katılmıştır. Zira Abdürrahman Arif çok partili hayatı önceleyerek ülkede seçimlere katılmayanlara ceza verileceğine dair bir yasa çıkarmış ve böylece halkın yönetime katılımını sağlamaya çalışmıştır. Daha önce sürgüne gönderilen Ahmed Hassan el-Bekir de Irak’a geri dönmüş ve Salih Mehdi Ammaş, Abdul Kerim el-Şeyhli, Saddam Hüseyin, İzzet Mustafa, Salah Ömer Ali ve Abdülhalik el-Samarrai tarafından temsil edilen liderlik üyelerinin yaptığı toplantılara katılmaya başlamıştır. Irak’taki siyasi ortamın yumuşaması ile yeniden iktidar hayalleri kuran Baas Partisi hem devlet kurumları içerisinde hem de halk nezdinde örgütlenmesini güçlendirmiş ve zayıf bir lider olarak görülen Abdürrahman Arif’i devirmeye yönelik planlar yapmıştır. 

Baas Partisi darbe planları yaparken, bu planlardan haberi olan Askeri İstihbarat Komutan Yardımcısı Abdulezzak el-Nayef gibi bazı üst düzey yetkililerin de darbeye destek verir pozisyon almaları darbe sürecini hızlandırmış ve Abdürrahman Arif’e yönelik darbe girişimi, 17 Temmuz 1968 sabahı gerçekleşmiştir. Cumhurbaşkanlığı sarayının darbeci askerler tarafından çevrelenmesinin ardından ülkede kan akmasını istemeyen Arif iktidarı bırakmayı kabul etmiştir. Böylece Abdulrezzak el-Nayif başbakanlığa, İbrahim el-Davud ise Savunma Bakanlığı’na atanmıştır. Ancak söz konusu iki kişi de Baas içerisinde yer almamış sadece darbeye destek vermiştir. Abdulrezzak el-Nayif’in, darbeden önceki konumu nedeniyle büyük bir varlığa sahip olduğu, kendisine bağlı askeri istihbarat karakolları olduğu ve geniş koruma alanlarına sahip olduğu bilinmektedir. Bu durum Baas içerisinde bazı kişilerde endişe yaratmış ve Nayif’in başbakanlığına karşı çıkılmıştır.  Nitekim, Cafer el-Cafari, Hammad Şihab, Sadun Geydan, Barzan İbrahim, Taha Yasin, Hardan el-Tikriti’den oluşan grubun yanı sıra Saddam Hüseyin ve Salah Ömer el-Ali’nin de katılımıyla bir grup Baasçı, Abdulrezzak el-Nayif ve İbrahim el-Davud’a karşı darbe yapmıştır. Saddam Hüseyin ve Salah el-Tikriti, bazı siyasi meseleleri tartışmak için Abdulrezzak el-Nayif ile bir araya gelmiş ve söz konusu toplantıda Nayif tutuklanmıştır. Aynı sırada İbrahim el-Davud da birlikleri ziyarete giderken tutuklanmıştır. Nayif, Fas’a sürgün edilirken, Davud da İspanya’ya gönderilmiştir.[13]

Nazım Kazar’ın 1973’teki Başarısız Darbe Girişimi

1968’de Nayif’e karşı yapılan darbe ile birlikte Baas Partisi Irak’ta mutlak kontrol sahibi olduktan sonra Hasan el-Bekir cumhurbaşkanlığını üstlenirken, kuzeni Saddam Hüseyin’i de Cumhurbaşkanı Yardımcılığı’na atamıştır. Parti, devletin tüm kollarına yayılmış ve her zaman farklı siyasi oluşumlara karşı temkinli davranmıştır. Irak’ın sadece 10 yılda 5 darbe girişimi ile karşı karşıya kalması, Baas Partisi’nin iktidarda sert bir tutum sergilemesine sebebiyet vermiştir. Darbe korkusuyla Halkla İlişkiler Dairesi adı verilen bir organ oluşturulmuştur, daha sonra da Genel İstihbarat Servisi haline getirilerek başına Nazım Kazar adında bir kişi atanmıştır. Kazar tutuklulara karşı korkunç bir şekilde işkence ve tacizinin acımasızlığı ile tanınmış, ülke içerisinde güçlü kişiliğiyle popülerlik kazanmıştır. Baas rejiminin istihbarata önem vermesiyle büyük bir güvenlik-istihbarat cephaneliği kurulmuş, Kazar bu güce dayanarak iktidarı ele geçirme planları yapmıştır. 1 Temmuz 1973’te Hasan el-Bekir Bulgaristan’da ziyaretteyken Savunma Bakanı ve İçişleri Bakanı’nı, Bağdat Havalimanına çağırarak Bekir’in uçak saatinin iki saat ertelenmesini sağlamış ve iki bakanın havalimanına ulaşması ile birlikte bakanları tutuklayarak İran sınırına doğru kaçmıştır. Ancak bunu bir darbe girişimi olarak planlayan Kazar’a karşı Irak Ordusu ve Polisi hareket geçmiş, İran sınırına varmadan yakalanmıştır.  Böylece Baas rejimine karşı girişilen darbe başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Kazar’la birlikte darbe girişimine yardım ettiği gerekçesiyle 23 kişi Baas rejimi tarafından idam edilmiştir. Ayrıca Şii kökenli olan Kazar, 1970 yılında Devrim Komuta Konseyi’nin yetkisi olmaksızın Irak’ın kuzeyindeki Kürt siyasi gruplarla özerklik anlaşması imzalamakla suçlanmıştır.[14]

Aslında Irak’ın modern çağda yaşadıkları ve darbe serisinin sonu olmayan Kazar girişimine gelene kadar birçok darbe girişim devam etmiş ve başarısız olmuştur. Hatta Saddam Hüseyin’in 1979’da iktidarı ele geçirmesinin Bekir’e karşı bir darbe olduğu da söylenmektedir.[15] Yine Saddam’ın damadının 1995’te rejimi kontrol etme girişimi de dahil olmak üzere birçok savaş ve siyasi tasfiye olayından sonra yaşananlar aynı zamanda yarı başarısız bir darbe olarak görülmektedir. Diğer pek çok olay, iktidar rejimine karşı, güvenilirliği doğrulanamayan bir komplo olarak ilan edilmiş ve bu sebeple pek çok sivil, politikacı, asker ve hatta Baasçılar öldürülmüştür.

Sonuç

Görüldüğü üzere, Irak tarihi darbeler, savaşlar, isyanlar ve işgallerle anılmaktadır. Modern Irak tarihinin hemen hiçbir döneminde istikrarlı, şeffaf, demokratik, adil ve eşitlikçi bir yönetimin ortaya çıktığını söylemek mümkün değildir. İktidar kavgası Irak’ta hiç son bulmamış ne manda yönetimi ne monarşi ne cumhuriyet ne diktatör ne de işgal yönetimleri Irak’ı istikrara kavuşturamamıştır. Zira Irak uzun süreli bir şiddet tarihine sahiptir ve görece barış dönemlerinde bile yapıcı bir sivil yönetime sahip olamamıştır.[16] Dış müdahale ile suni bir biçimde kurulan Irak Devleti’nin “ulusal kimlik” oluşturmada başarılı olamadığını söylemek mümkündür. Irak’ın tarih boyunca içerisinde geçtiği süreç, Irak’ta dış güçlerin ve iç faktörlerin ülkedeki farklı algılamaları ön plana çıkardığı durumlarda, ortak hedeflerde buluşamamanın bedeli çoğu kez acı biçimde ortaya koyduğunu göstermiştir.[17]


[1] Reeve Spector Simon, Eleanor H. Tejirian, “The Creation of Iraq: 1914–1921”, Columbia University Press, New York, 2004, s.163.

[2] Majid Khadduri, “Independent Iraq”, World Public Library Association (Digital Publisher), 2010, s. 84-85.

[3] “Iraq (Middle East: Region in Transition)”, Britannica Educational Publishing, 2011, s. 126.

[4] Edwin Black, “Banking of Baghdad: Inside Iraq’s 7,000-Year History of War, Profit, and Conflict”, John Wiley & Sons, Canada, 2004, s. 309.

[5] “Nuri as-Said”, Britannica,  https://www.britannica.com/biography/Nuri-as-Said, [Erişim Tarihi: 01.04.2021].

[6] Nuri Said hükümeti ve hükümete karşıt muhalifler üzerinden yaşanan İngiltere Almanya rekabeti için bkz. Angelia L. Mance, “Iraq (Modern World Nations)”, Chelsea House Publıshers, Pennsylvania, 2003, s. 38

[7] Edwin Black, a.g.e., s. 309-310.

[8] Reşit Ali Geylani’nin Almanya ile ilişkileri için bkz. John K. Cooley, An Alliance Against Babylon: The U.S., Israel, and Iraq, Pluto Pres, London, 2005, s. 46.

[9] Angelia L. Mance, “Iraq (Modern World Nations)”, Chelsea House Publıshers, Pennsylvania, 2003, s. 39.

[10]  Liam Anderson, Gareth Stansfield “The Future Of Iraq Dıctatorship, Democracy, Or Division?” Palgrave Macmillan, New York, 2004, s. 36.

[11] William R. Polk, “Irak’ı Anlamak”, NTV Yayınları, çev. Nurettin Elhüseyni, Şubat 2005, İstanbul, s.129.

[12] Liam Anderson, Gareth Stansfield, a.g.e., s. 39.

[13] 1963 ve 1968 darbeleri sürecinde yabancı istihbarat servislerinin rolü hakkında bkz. John K. Cooley, “An Alliance Against Babylon: The U.S., Israel, and Iraq”, Pluto Press, London, 2005, s. 101-104.

[14] Juan de Onis, Iraq Executes 23 for Coup Attempt, The New York Times, https://www.nytimes.com/1973/07/08/archives/security-chief-and-backers-killed-after-trialruling-party-held.html [Erişim Tarihi: 02.04.2021].

[15] Lısa Blaydes, “State of Repressıon: Iraq Under Saddam Hussein”, Princeton University Press, New Jersey, 2018, s. 63.

[16] William R. Polk, a.g.e., s.129.

[17] William R. Polk, a.g.e., s.6.

Daha Fazlası

SON EKLENENLER

Dinç Bilgin

“1995 yılından itibaren özellikle medyada kamu ihalelerine girişte büyük bir artış oldu. Türkiye’de enerji dağıtım şirketlerine bakın o tarihte; Bursa’yı Türkiye gazetesi, bilmem nereyi...

Fehmi Koru

“Birileri kendilerini ‘merkez’ olarak tanımlamışlar, o tanımlamaya uygun bir tabanı da oluşturmuşlar. Oradan hareketle kendilerinin gündemi belirleme hakkına sahip oldukları iddiasını bugüne...

Abdurrahman Dilipak

“Merkez medyada birçok yayın kuruluşu ‘topyekûn savaş’ diye manşetler atıyor, hedef gösteriyorlardı. Çoğu yayın organı güç ve iktidarın sesi olarak rolünü icra...

Mehmet Ali Birand

“Merkez medya, askerin Türkiye’nin sigortası olduğuna inanan; -kelimelerimi çok dikkatli seçiyorum-, parlamentonun ve siyasetçinin o kadar da güvenilecek bir unsur olmadığını düşünen...

Salim Uslu

“Yani şimdi düşünün ki, herkesin sadakat yarışına sokulduğu bir yerde bir işçi konfederasyonu bütünüyle brifinglerden dışlanıyorsa; işte DİSK’in, TÜRK-İŞ’in brifinglere davet edildiği...