No menu items!

Türkiye Cumhuriyeti Tarihindeki Darbe Bildirileri

Okumalısınız!

Dinç Bilgin

“1995 yılından itibaren özellikle medyada kamu ihalelerine girişte büyük bir artış oldu. Türkiye’de enerji dağıtım şirketlerine bakın o tarihte; Bursa’yı Türkiye gazetesi, bilmem nereyi...

Fehmi Koru

“Birileri kendilerini ‘merkez’ olarak tanımlamışlar, o tanımlamaya uygun bir tabanı da oluşturmuşlar. Oradan hareketle kendilerinin gündemi belirleme hakkına sahip oldukları iddiasını bugüne...

Abdurrahman Dilipak

“Merkez medyada birçok yayın kuruluşu ‘topyekûn savaş’ diye manşetler atıyor, hedef gösteriyorlardı. Çoğu yayın organı güç ve iktidarın sesi olarak rolünü icra...

Mehmet Ali Birand

“Merkez medya, askerin Türkiye’nin sigortası olduğuna inanan; -kelimelerimi çok dikkatli seçiyorum-, parlamentonun ve siyasetçinin o kadar da güvenilecek bir unsur olmadığını düşünen...

27 Mayıs 1960 İhtilal Bildirisi (Ankara Radyosu’nda saat 05.25‘te Kurmay Albay Alparslan Türkeş tarafından okunmuştur)

Dikkat… Dikkat… Muhterem Vatandaşlar!

Radyolarınızın başına geçiniz. Güvendiğiniz Silahlı Kuvvetlerinizin sesi bir dakika sonra sizlere hitap edecektir.

Bugün demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hadiseler dolayısıyle ve kardeş kavgasına meydan vermemek maksadiyle Türk Silahlı Kuv­vetleri memleketin idaresini eline almıştır.

Bu hareketle Silahlı Kuvvetlerimiz, partileri içine düştükleri uzlaşmaz duru­mundan kurtarmak ve partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırarak idareyi hangi tarafa mensup olursa olsun seçimi kazananlara devir ve teslim etmek üzere girişmiş bulunmaktadır. Girişilmiş olan bu teşebbüs hiçbir şahsa veya zümreye karşı de­ğildir. İdaremiz hiç kimse hakkında şahsiyete mütaallik tecavüzkâr bir fiile te­şebbüs etmeyeceği gibi edilmesine de asla müsamaha etmeyecektir. Kim olursa olsun ve hangi partiye mensup olursa olsun her vatandaş, kanunlar ve hukuk prensipleri esaslarına göre muamele görecektir. Bütün vatandaşların, partilerin üstünde, aynı milletin aynı soydan gelmiş evlatları olduklarını hatırlayarak ve kin gütmeden birbirlerine karşı hürmetle, anlayışla muamele etmeleri, ıstırap­larımızın dinmesi ve milli varlığımızın selameti için zaruri görülmektedir. Ka­bineye mensup şahsiyetlerin Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sığınmalarını rica edi­yoruz. Şahsi emniyetleri kanun teminatı altındadır.

Müttefiklerimize, komşularımıza ve bütün dünyaya hitap ediyoruz. Gaye­miz Birleşmiş Milletler Anayasası’na ve insan hakları prensiplerine tamamiyle riayettir. Büyük Atatürk’ün, “Yurtta sulh, cihanda sulh!” prensibi bayrağımızdır. Bütün ittifaklarımıza ve taahhütlerimize sadıkız. NATO’ya inanıyoruz ve bağlı­yız. CENTO’ya bağlıyız.

Tekrar ediyoruz; düşüncelerimiz, yurtta sulh, cihanda sulhtur. Türkiye dahi­linde bütün garnizonlardaki garnizon komutanları o yerin mülki ve askeri ida­resine el koyacaklar ve vatandaşların her hususta emniyetini sağlayacaklardır.

Milli Birlik Komitesi Başkanı Org. Cemal Gürsel’in Konuşması (27 Mayıs 1960 tarihinde saat 16‘da radyoda yayımlanmıştır)

 Aziz Türk Milleti!

Bir aydan beri memlekette cereyan eden ve milleti süratle korkunç buhran­lara sürükleyen hadiseleri biliyorsunuz. Bu gidişin memleketi kanlı bir kardeş kavgasına da götürmekte olduğunu her aklı başında vatandaşın takdir edece­ğine kaniim.

Dünya ahvali her gün biraz daha kötüye giderken vatanımızın bu şuursuz politika ihtirası yüzünden maddeten ve manen perişanlığa sürüklenmesi vic­dan sahibi bütün vatandaşları dilhûn ettiğine de kaniim. Bu hal nereye kadar gidecek ve bu feci akıbete hissiz ve alakasız seyirci mi kalmak lazım? İşte va­tandaşlarım. Bu ahval-i ıstırap içinde aylardan beri düşündüm ve bu zevata çı­kar yolları gösterdim. Fakat onlar kapıldıkları politika ihtiraslarının şuurlarına verdiği bozukluklar dolayısıyla dinlemediler ve işi zorla yürütmek sevdasına düştüler. Çıkarılan kanunlar, takip edilen hareketler Türk Milletini zincire vur­mak kasdında olduklarını gösteriyor. Bu asırda böyle bir idarenin, böyle bir ha­reketin olabileceğini tasavvur etmek Türk Milletini hissiz bir sürü olarak ka­bul etmek demektir. Hayır vatandaşlar, Türk Milleti hissiz bir sürü değil, belki bir çoğu okuma yazma bilmez; ananevi bir iştiyakla daha çok okumuş yazmış memleketlerden daha çok fikri selime, aklı selime, vicdana ve vekara sahiptir. İşte bu düşünce ve mülahazalarla bu feci gidişe son vermeğe karar verdim. Ve devletin idaresine el koydum. Derhal bütün vatandaşlara şunu ifade etmek iste­rim ki, asla bir diktatörlük hevesinde değilim. Bütün emelim süratle bu memle­kette temiz ve dürüst bir demokratik nizamı kurmak ve devletin idaresini mil­letin iradesine terketmektir.

Bana inanınız ve güveniniz. Bütün milletin benimle beraber olduğuna inanı­yorum. Birçok menfaatperestler, midesini ve vicdanını paraya bağlamış olanlar, bu harekete karşı şer veya bir teşebbüste bulunabilirler. Bunlara karşı asla mü­samaha edilemeyeceğini bütün vatandaşlarıma temin ederim. Kötü ruhlu olan­lardan bile memleketin bu nazik anında biraz olsun vicdanlarını harekete geti­rerek çalışmalarımıza yardım etmeseler bile engel olmamalarını isterim.

12 Mart 1971 Muhtırası

1-Parlamento ve Hükümet süregelen tutum, görüş ve icraatıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, ATATÜRK’ün bize hedef verdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yi­tirmiş ve Anayasa’nın öngördüğü reformları tahakkuk ettirmemiş olup, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür.

2-Türk Milletinin ve sinesinden çıkan Silahlı Kuvvetlerinin bu vahim or­tam hakkında duyduğu üzüntü ve ümitsizliği giderecek çarelerin, partilerüstü bir anlayışla Meclislerimizce değerlendirilerek mevcut anarşik durumu gidere­cek ve Anayasa’nın öngördüğü reformları ATATÜRK’çü bir görüşle ele alacak ve inkılâp kanunlarını uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir hükümetin demok­ratik kurallar içinde teşkili zaruri görülmektedir.

3-Bu husus süratle tahakkuk ettirilmediği takdirde Türk Silahlı Kuvvetleri ka­nunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyet’ini korumak ve kollamak görevini yerine getirerek, idareyi doğrudan doğruya üzerine almağa kararlıdır.

12 Eylül 1980 İhtilali (Kenan Evren tarafından okunan 1 Numaralı Bildiri)

Türk Silahlı Kuvvetleri bugün ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur.

Milli Güvenlik Konseyi’nin (bir) numaralı bildirisi şöyledir:

“Yüce Türk Milleti!

Büyük Atatürk’ün bize emanet ettiği ülkesi ve milleti ile bir bütün olan Tür­kiye Cumhuriyeti Devleti son yıllarda izlediğiniz gibi dış ve iç düşmanların tah­riki ile varlığına, rejimine ve bağımsızlığına yönelik fikri ve fiziki haince saldı­rılar içindedir. Devlet başlıca organlarıyla işlemez duruma getirilmiş, anayasal kuruluşlar tezat veya suskunluğa bürünmüş, siyasi partiler kısır çekişmeler ve uzlaşmaz tutumlarıyla devleti kurtaracak birlik ve beraberliği sağlayamamışlar ve lüzumlu tedbirleri almamışlardır. Böylece, yıkıcı ve bölücü mihraklar faali­yetlerini alabildiğine artırmışlar ve vatandaşların can ve mal güvenliği tehlikeye düşürülmüştür. Atatürkçülük yerine irticaî ve diğer sapık ideolojik fikirler üre­tilerek sistemli bir şekilde ve haince ilkokullardan üniversitelere kadar eğitim kuruluşları, idari sistemi, partiler ve nihayet yurdumuzun en masum köşelerin­deki yurttaşlarımız dahi saldırı ve baskı altında tutularak bölünme ve iç harbin eşiğine getirilmişlerdir. Kısaca devlet güçsüz bırakılmış ve acze düşürülmüştür.

Aziz Türk Milleti!

İşte bu ortam içinde Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama ve koruma görevini yüce Türk Milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünü ile el koymuştur. Girişilen harekâtın amacı, ülke bütünlü­ğünü korumak, milli birlik ve beraberliği sağlamak, muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis etmek ve demokratik düzenin ilerlemesine mani olan sebepleri ortadan kaldırmaktır.

Parlamento ve hükümet feshedilmiştir. Parlamento üyelerinin dokunulmaz­lığı kaldırılmıştır. Bütün yurtta sıkıyönetim ilan edilmiştir. Yurt dışına çıkışlar yasaklanmıştır. Vatandaşların can ve mal güvenliğini süratle sağlamak bakımın­dan saat 05.00’den itibaren ikinci bir emre kadar sokağa çıkma yasağı konul­muştur. Bu kollama ve koruma harekatı hakkındaki teferruatlı açıklama bu­gün saat 13’deki Türkiye radyoları ve televizyonun haber bülteninde tarafım­dan yapılacaktır.

Vatandaşların sükunet içinde radyo ve televizyonları başında yayınlanacak bildirileri izlemelerini ve bunlara tam uymalarını ve bağrından çıkan Türk Si­lahlı Kuvvetleri’ne güvenmelerini beklerim.”

28 Şubat 1997 MGK Muhtırası

 Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’nden bildirilmiştir: Milli Güvenlik Kurulu, 28 Şubat 1997 günü, Sayın Cumhurbaşkanı baş­kanlığında, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yar­dımcısı, Milli Savunma Bakanı, İçişleri Bakanı, Kuvvet Komutanları, Jandarma Genel Komutanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri’nin iştirakleri ile Çan­kaya Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde aylık olağan toplantısını yapmıştır.

Kurulun bu toplantısında; bölücü terörle mücadele de şimdiye kadar alı­nan tedbirler ve elde edilen sonuçların genel bir değerlendirmesi yapılmış, mü­cadelenin devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne gönülden inanmış, bu inancı sonsuza dek sürdürmeye azimli halkımızın, basınımızın devletin bütün kurum ve kuruluşları ve milli iradenin sembolü olan yüce par­lamentonun destekleri ile çok olumlu bir noktaya ulaştığı müşahade edilmiştir.

Elde edilen bu sonuçların, bundan sonra halkımızın huzur ve güvenliğine, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal yaşamına olumlu olarak yansıması için bu konuda alınacak tedbirlerin bir plan dahilinde süratle yürürlüğe konulması ge­rektiği hususunda görüş birliğine varılmıştır.

Alınacak olan bu tedbirlerin güvenlik içinde gerçekleştirilebilmesi bakımın­dan halen dokuz ilde devam etmekte olan olağanüstü hal uygulamasının, 30 Mart 1997 tarihinden itibaren dört ay daha uzatılması uygun bulunmuş ve bu görüşün Bakanlar Kurulu’na bildirilmesine karar verilmiştir.Toplantıda, Kıbrıs sorunu ve Yunanistan’la ilişkilerle ilgili durum değer­lendirmesi yapılmış, bu konuda Türkiye’nin ve KKTC’nin hak ve menfaatlerini korumayı amaçlayan siyasi, ekonomik ve askeri tedbirler uygun bulunarak Ba­kanlar Kurulu’na bildirilmesine karar verilmiştir.

Toplantıda bilhassa, anayasa ile Atatürk milliyetçiliğine bağlı demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olarak belirlenen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı çağdışı bir kisve altında zemin oluşturmaya yönelik rejim aleyhtarı faali­yetler de gözden geçirilmiş;

Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultu­sunda, çağdaş medeniyet yolunda, demokratik sistem içerisinde ilerlemesini te­minat altına alan Anayasa ve Cumhuriyet yasalarının uygulanmasından asla ta­viz verilmemesi gerektiği,

Anayasa’nın tanımladığı Cumhuriyetin Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti ilkelerinin sağlıklı bir şekilde düzenlenmesine imkan sağlayacak güven­lik, huzur ve toplumsal barışın önem ve öncelik taşıdığı,

Cumhuriyet ve rejim aleyhtarı yıkıcı ve bölücü grupların, laik ve antilaik ayrımı ile demokratik ve sosyal hukuk devletini güçsüzleştirmeye yeltendikleri,

Türkiye’de laikliğin sadece rejimin değil, aynı zamanda demokrasinin ve toplum huzurunun da teminatı ve bir yaşam tarzı olduğu,

Devletin yapısal özünü oluşturan sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleri anlayışından vazgeçilmeyeceği, yasalarla belirlenmiş kuralların gözardı edilerek yapılan çağdışı uygulamaların da hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmayacağı,

Türkiye’nin 1997 yılı içinde, AB’ne tam üye olacak ülkeler listesine gir­meyi öncelikli bir hedef olarak sürdürdüğü böyle bir dönemde resmi ve sivil kurum ve kuruluşların bu sürece katkıda bulunmasının gerekli olduğu, bu se­beple; demokrasimiz hakkında kuşkulara yol açacak, Türkiye’nin yurtdışın­daki imajını ve itibarını zedeleyecek her türlü spekülasyona son vermek gerek­tiği, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik, demokratik, insan haklarına saygılı, sosyal bir hukuk devleti olduğu yönündeki temel ilkelerinin Anayasamızın ve devle­timizin teminatı altında olduğu, rejimin; kendisine ve geleceğine yönelik tartış­maların, içinde bulunduğumuz ortamda Türkiye’ye yarardan çok zarar verdiği,

Açıklanan bu esaslar aksine davranışların, toplumumuzda huzur ve gü­veni bozarak yeni gerginliklere ve yaptırımlara neden olacağı değerlendirilmiş,

Bu konularda alınacak ve alınması gereken tedbirler uygun bulunarak bu tedbirlerin Bakanlar Kurulu’na bildirilmesine karar verilmiştir.”

28 Şubat MGK’nın 18 Maddelik Bildirisi

1-Anayasamızda Cumhuriyet’in temel nitelikleri arasında yer alan ve yine Anayasa’nın 4’üncü maddesi ile teminat altına alınan laiklik ilkesi büyük bir ti­tizlik ve hassasiyetle korunmalı, bunun korunması için mevcut yasalar uygula­mada yetersiz görülüyorsa yeni düzenlemeler yapılmalıdır.

2-Tarikatlarla bağlantılı özel yurt, vakıf ve okullar, devletin yetkili organ­larınca denetim altına alınarak Tevhid-i Tedrisat Kanunu gereği Milli Eğitim Bakanlığı’na devri sağlanmalıdır.

3-Genç nesillerin körpe dimağlarının öncelikle Cumhuriyet, Atatürk, va­tan, millet sevgisi, Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyine çıkarma ülkü ve amacı doğrultusunda bilinçlendirilmesi ve çeşitli mihrakların etkisinden ko­runması bakımından:

  1. 8 yıllık kesintisiz eğitim tüm yurtta uygulamaya konulmalı.
  2. Temel eğitimi almış çocukların, ailelerinin isteğine bağlı olarak devam edebileceği Kur’an kurslarının Milli Eğitim Bakanlığı sorumluluğu ve kontro­lünde faaliyet göstermeleri için gerekli idari ve yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

4-Cumhuriyet rejimine ve Atatürk ilke ve inkılaplarına sadık, aydın din adamları yetiştirmekle yükümlü, milli eğitim kuruluşlarımız, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun özüne uygun ihtiyaç düzeyinde tutulmalıdır.

5-Yurdun çeşitli yerlerinde yapılan dini tesisler belli çevrelere mesaj vermek amacıyla gündemde tutularak siyasi istismar konusu yapılmamalı, bu tesislere ihtiyaç varsa, bunlar Diyanet İşleri Başkanlığı’nca incelenerek mahalli yönetim­ler ve ilgili makamlar arasında koordine edilerek gerçekleştirilmelidir.

6-Mevcudiyetleri 677 sayılı yasa ile men edilmiş tarikatların ve bu kanunda belirtilen tüm unsurların faaliyetlerine son verilmeli, toplumun demokratik, si­yasi ve sosyal hukuk düzeninin zedelenmesi önlenmelidir.

7-İrticai faaliyetleri nedeniyle Yüksek Askeri Şura kararları ile Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’nden ilişkileri kesilen personel konusu istismar edilerek TSK’yı dine karşıymış gibi göstermeye çalışan bazı medya gruplarının silahlı kuvvetler ve mensupları aleyhindeki yayınları kontrol altına alınmalıdır.

8-İrticai faaliyetleri, disiplinsizlikleri veya yasadışı örgütlerle irtibatları ne­deniyle TSK’dan ilişkileri kesilen personelin diğer kamu kurum ve kuruluşla­rında istihdamı ile teşvik unsuruna imkan verilmemelidir.

9-TSK’ya aşırı dinci kesimden sızmalarını önlemek için mevcut mevzuat çer­çevesinde alınan tedbirler; diğer kamu kurum ve kuruluşları, özellikle üniver­site ve diğer eğitim kurumları ile bürokrasinin her kademesinde ve yargı kuru­luşlarında uygulanmalıdır.

10-Bu maddenin tam metnini Türkiye’nin uluslararası ilişkilerini ilgilen­dirdiği için yayınlayamıyoruz. (12 Nisan 1997 tarihli Radikal Gazetesinde bu madde şöyle yayımlandı: Ülkemizi çağdışı bir rejimden ve din istismarının se­bep olabileceği muhtemel çatışmadan rejim aleyhtarı faaliyet, tutum ve davra­nışlara mani olunmalı, bu maksatla İran’a karşı komşuluk münasebetlerimizi ve ekonomik ilişkilerimizi bozmayacak, fakat yıkıcı ve zararlı faaliyetlerini önleyecek bir tedbirler paketi hazırlanmalı ve yürürlüğe konulmalıdır.)

11-Aşırı dinci kesimin Türkiye’de mezhep ayrılıklarını körüklemek sure­tiyle toplumda kutuplaşmalara neden olacak ve dolayısıyle milletimizin düş­manca kamplara ayrılmasına yol açacak çok tehlikeli faaliyetleri yasal ve idari yollarla mutlaka önlenmelidir.

12-T.C. Anayasası, Siyasi Partiler Yasası, Türk Ceza Yasası, ve bilhassa Be­lediyeler Yasası’na aykırı olarak sergilenen olayların sorumluları hakkında ge­rekli yasal ve idari işlemler kısa zamanda sonuçlandırılmalı ve bu tür olayların tekrarlanmaması için her kademede kesin önlemler alınmalıdır.

13-Kıyafetle ilgili kanuna aykırı olarak ortaya çıkan ve Türkiye’yi çağdışı bir görünüme yöneltecek uygulamalara mani olunmalı, bu konudaki kanun ve Anayasa Mahkemesi kararları taviz verilmeden ve özellikle kamu kurum ve ku­ruluşlarında titizlikle uygulanmalıdır.

14-Çeşitli nedenlerle verilen kısa ve uzun namlulu silahlara ait ruhsat iş­lemleri polis ve jandarma bölgeleri esas alınarak yeniden düzenlenmeli, bu ko­nuda kısıtlamalar getirilmeli, özellikle pompalı tüfeklere olan talep dikkatle de­ğerlendirilmelidir.

15-Kurban derilerinin, mali kaynak sağlamayı amaçlayan ve denetimden uzak rejim aleyhtarı örgüt ve kuruluşlar tarafından toplanmasına mani olun­malı, kanunla verilmiş yetki dışında kurban derisi toplattırılmamalıdır.

16-Özel üniforma giydirilmiş korumalar ve buna neden olan sorumlular hakkında yasal işlemler ivedilikle sonuçlandırılmalı ve bu tür yasa dışı uygula­maların ulaşabileceği vahim boyutlar dikkate alınarak, yasa ile öngörülmemiş bütün özel korumalar kaldırılmalıdır.

17-Ülke sorunlarının çözümünü “Millet kavramı yerine ümmet kavramı” bazında ele alarak sonuçlandırmayı amaçlayan ve bölücü terör örgütüne de aynı bazda yaklaşarak onları cesaretlendiren girişimler yasal ve idari yollardan ön­lenmelidir.

18-Büyük kurtarıcı Atatürk’e karşı yapılan saygısızlıklar ve Atatürk aley­hine işlenen suçlar hakkındaki 5816 sayılı kanunun istismar edilmesine fırsat verilmemelidir.”

28 Şubat ile İlgili TSK Açıklaması (Mart 1997)

“28 Şubat 1997 tarihli MGK toplantısından beri TSK’yi hedef alan bazı beyan, yorum ve açıklamalar yapılmaktadır.

TSK Anayasal bir kuruluştur. Görev ve sorumlulukları yasalarla tesbit edilmiştir.

TSK geleneksel görev bilinci ve vazife anlayışı gereği, emrinde olduğu yüce milletimizin güvenliğiyle Anayasamızın temel niteliklerinin korunmasında ve yasaların kendisine verdiği yetki ve sorumluluğun hudutlarının teyit ve tesbitinde fevkalade hassastır.

Bu hassasiyet, TSK’nin özünde var olan demokrasiye bağlılığından doğmaktadır.

Yüce Türk Milleti, Atatürk’ün kendilerine emanet ettiği laik ve demokratik cumhuriyetin tüm imkanlarından istifade ederek, çağdaş medeniyet yolunda azimle ilerleyecektir. Buna hiç kimse mani olamaz ve olamayacaktır.

Hal böyle iken, zaman zaman TSK’yi siyasi polemiklere konu etmek şu veya bu şekilde silahlı kuvvetleri siyasetin içindeymiş gibi göstermek üzüntü vericidir.

MGK yasal bir platformdur. Komutanlar, görüş ve düşüncelerini MGK’nin bir üyesi olarak, burada özgür bir şekilde dile getirmektedir. Kamuoyuna say­gıyla duyurulur.”

27 Mart 1998 MGK Bildirisi

1-MGK, 27 Mart 1998’de Cumhurbaşkanı başkanlığında Başbakan, Genelkur­may Başkanı, Kurul Üyesi Bakanlar, Kuvvet Komutanları, Jandarma Genel Ko­mutanı ve MGK Genel Sekreteri’nin katılımıyla yaptığı aylık olağan toplantı­sına Başbakan Yardımcısı Ecevit katılmış, Milli Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay da toplantının bir bölümüne iştirak etmiştir.

 2-Toplantıda; güvenlik ve asayiş durumu ile bunu etkileyen iç ve dış ge­lişmeler gözden geçirilmiş, bölücü terörle mücadelenin genel bir değerlendiril­mesi yapılarak, bundan sonra alınacak tedbirler ve yapılacak faaliyetler değer­lendirilmiştir.

Bu değerlendirmeler sonunda:

a- Bölücü terör örgütüne karşı, hukuk kuralları ve insan haklarına saygı çer­çevesinde yürütülen mücadelenin başarılı bir noktaya ulaştığı, terör faaliyetleri­nin kontrol edilebilir bir düzeye indirildiği memnuniyetle müşahade edilmiştir.

b- Huzur ve güvenliğin kesintisiz olarak sürdürülmesi maksadıyla:

  • Terörle mücadeleye, bütün milli güç unsurlarının katılımıyla ve aynı ka­rarlılıkla devam edilmesi,
  • Doğu ve Güneydoğu’da başlatılmış bulunan ve teşvik tedbirleriyle de des­teklenen temel altyapı yatırımlarının bir an önce hızlandırılması,
  • Boş kadroların tecrübeli personelle tamamlanması, devlet vatandaş kay­naşmasının en üst seviyede gerçekleştirilmesi,
  • Bütün bu tedbirler alınırken, bölücü örgütün yeniden taban oluşturma­sına imkan verilmemesi hususlarında görüş birliğine varılmıştır.

 3-Toplantıda; Anayasa ile Türkiye Cumhuriyetine karşı yürütülen ve MGK’nın 28 Şubat 1997 tarihli kararına konu teşkil eden rejim aleyhtarı irticai faaliyetler ile söz konusu kararla Bakanlar Kurulu’na bildirilen tedbirlerin uygulanma du­rumu da gözden geçirilmiştir. Konu ile ilgili yapılan değerlendirmeler ışığında:

a- İrticai faaliyetlerin önlenmesi için alınan tedbirlerin uygulanmaya geçiril­mesi konusunda; Hükümet tarafından ortaya konan kararlar; yargı organları ta­rafından başlatılan yasal işlemler; halkımızın, basının ve Meclis’in Atatürk ilke ve inkılaplarına, demokratik ve laik Cumhuriyete olan gönülden bağlılığı so­nucu, azınlık bir grubun temsil ettiği zihniyetle mücadele için gerekli iyiniyet ve iradenin mevcudiyeti memnuniyetle müşahade edilmiştir.

b- Ancak, halen bazı kişilerin rejim aleyhtarı irticai faaliyetlere karşı alınan ya­sal tedbirleri istismar ederek, çeşitli faaliyetler içinde bulundukları saptanmıştır.

c- Din ve vicdan hürriyetinin, vatandaşlarımız tarafından en geniş anlamda kullanılmakta olduğu, bu hürriyetlerin kısıtlanmasının söz konusu olmayacağı gibi, laiklik ilkesinin gereği olarak dini inançların devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı konusunda da tam bir görüş birliğine varılmıştır.

d- Ulu Önder Atatürk’ün Türk Milletine en büyük emaneti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Anayasa’da belirtilen temel niteliklerinin korunmasının dev­letin bütün kurum ve kuruluşları ile Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin görevi olduğu, bu konuda en küçük bir taviz verilmesinin sözkonusu olmayacağı, rejim aleyhtarı faaliyetlere karşı demokratik, laik hukuk dev­leti kuralları içerisinde yürütülmesinin gerektiği belirlenmiştir.

e- Bunun yanında; bazı kişi ve kuruluşlar tarafından açık veya kapalı bir şe­kilde, yasaları hiçe sayarak, rejime yöneltilen faaliyetlerin de hoşgörü ile karşı­lanmasının bu kişi ve kuruluşları cesaretlendireceği, bu nedenle öncelikle mev­cut yasaların kararlılıkla uygulanması, ayrıca yasalardaki değişikliklerin ve bu mücadele ile ilgili hazırlanan yeni yasaların yüce Meclisten süratle çıkartılması­nın önem taşıdığı hususlarında görüş birliğine varılmıştır.

 4-Toplantıda dış politika olayları gözden geçirilmiş, Türkiye-KKTC ilişkilerinin güçlendirilmesi ve Kosova’daki olaylara barışçıl çözüm bulunması için Türkiye’nin girişimleri konularında değerlendirmelerde bulunulmuştur.”

27 Nisan 2007 TSK E-Muhtıra Bildirisi

Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini son dönemde artırdıkları müşahede edilmektedir. Uygun ortamlarda ilgili makamların, sürekli dikkatine sunulmakta olan bu faaliyetler; temel değerlerin sorgulanarak yeniden tanımlanması isteklerinden, devletimizin bağımsızlığı ile ulusumuzun birlik ve beraberliğinin simgesi olan milli bayramlarımıza alternatif kutlamalar tertip etmeye kadar değişen geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.

Bu faaliyetlere girişenler, halkımızın kutsal dini duygularını istismar etmekten çekinmemekte, devlete açık bir meydan okumaya dönüşen bu çabaları din kisvesi arkasına saklayarak, asıl amaçlarını gizlemeye çalışmaktadırlar. Özellikle kadınların ve küçük çocukların bu tür faaliyetlerde ön plana çıkarılması, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne karşı yürütülen yıkıcı ve bölücü eylemlerle şaşırtıcı bir benzerlik taşımaktadır.

Bu bağlamda;

Ankara’da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları ile aynı günde kuran okuma yarışması tertiplenmiş, ancak duyarlı medya ve kamuoyu baskıları sonucu bu faaliyet iptal edilmiştir.

22 Nisan 2007 tarihinde Şanlıurfa’da; Mardin, Gaziantep ve Diyarbakır illerinden gelen bazı grupların da katılımı ile, o saatte yataklarında olması gereken ve yaşları ile uygun olmayan çağ dışı kıyafetler giydirilmiş küçük kız çocuklarından oluşan bir koroya ilahiler okutulmuş, bu sırada Atatürk resimleri ve Türk bayraklarının indirilmesine teşebbüs edilerek geceyi tertipleyenlerin gerçek amaç ve niyetleri açıkça ortaya konulmuştur.

Ayrıca, Ankara’nın Altındağ ilçesinde “Kutlu Doğum Şöleni” için ilçede bulunan tüm okul müdürlerine katılım emri verildiği, Denizli’de İl Müftülüğü ile bir siyasi partinin ortaklaşa düzenlediği etkinlikte ilköğretim okulu öğrencilerinin başları kapalı olarak ilahiler söylediği, Denizli’nin Tavas ilçesine bağlı Nikfer beldesinde dört cami bulunmasına rağmen, Atatürk İlköğretim Okulunda kadınlara yönelik vaaz ve dini söyleşi yapıldığı yolunda haberler de kaygıyla izlenmiştir.

Okullarda kutlanacak etkinlikler, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilgili yönergelerinde belirtilmiştir. Ancak, bu tür kutlamaların yönerge dışı talimatlarla yerine getirildiği tespit edilmiş ve Genelkurmay Başkanlığınca yetkili kurumlar bilgilendirilmesine rağmen herhangi bir önleyici tedbir alınmadığı gözlenmiştir.

Anılan faaliyetlerin önemli bir kısmının bu tür olaylara müdahale etmesi ve engel olması gereken mülki makamların müsaadesi ile ve bilgisi dahilinde yapılmış olması meseleyi daha da vahim hale getirmektedir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Cumhuriyet karşıtı olan ve devletimizin temel niteliklerini aşındırmaktan başka amaç taşımayan bu irticai anlayış, son günlerdeki bazı gelişmeler ve söylemlerden de cesaret almakta ve faaliyetlerinin kapsamını genişletmektedir.

Bölgemizdeki gelişmeler, din ile oynamanın ve inancın siyasi bir söyleme ve amaca alet edilmesinin yol açabileceği felaketlerin ibret alınması gereken örnekleri ile doludur. Kutsal bir inancın üzerine yüklenmeye çalışılan siyasi bir söylem veya ideolojinin inancı ortadan kaldırarak, başka bir şeye dönüştüğü, ülkemizde ve ülke dışında görülebilmektedir. Malatya’da ortaya çıkan olayın bunun çarpıcı bir örneği olduğu ifade edilebilir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin çağdaş bir demokrasi olarak, huzur ve istikrar içinde yaşamasının tek şartının, devletin Anayasamızda belirlenmiş olan temel niteliklerine sahip çıkmaktan geçtiği şüphesizdir.

Bu tür davranış ve uygulamaların, Sn. Genelkurmay Başkanı’nın 12 Nisan 2007 tarihinde yaptığı basın toplantısında ifade ettiği “Cumhuriyet rejimine sözde değil özde bağlı olmak ve bunu davranışlarına yansıtmak” ilkesi ile tamamen çeliştiği ve Anayasanın temel nitelikleri ile hükümlerini ihlal ettiği açık bir gerçektir.

Son günlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir.

Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, “Ne mutlu Türküm diyene!” anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.

Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

15 Temmuz 2016’da Darbe Yapmaya Kalkışan Cuntacıların TRT’den Okuttukları Bildiri

Türkiye Cumhuriyeti’nin Değerli Vatandaşları,

Sistematik bir şekilde sürdürülen anayasa ve kanun ihlalleri; devletin temel nitelikleri ve hayati kurumlarının varlığı açısından önemli bir tehdit haline gelmiş, Türk Silahlı Kuvvetleri dahil olmak üzere devletin tüm kurumları ideolojik saiklerle dizayn edilmeye başlanmış ve dolayısıyla görevlerini yapamaz hale getirilmiştir.

Gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içerisinde olan cumhurbaşkanı ve hükümet yetkilileri tarafından; temel hak ve hürriyetler zedelenmiş, kuvvetler ayrılığına dayalı, laik ve demokratik hukuk düzeni fiilen ortadan kaldırılmıştır.

Devletimiz; uluslararası ortamda hak ettiği itibarini yitirmiş ve evrensel temel insan haklarının göz ardı edildiği, korkuya dayalı otokrasi ile yönetilen bir ülke haline getirilmiştir.

Siyasi idarenin aldığı hatalı kararlarla mücadeleden geri durduğu terör tırmanarak birçok masum vatandaşımızın ve teröristle mücadele eden güvenlik görevlilerimizin hayatına mal olmuştur.

Bürokrasi içerisindeki yolsuzluk ve hırsızlık ciddi boyutlara ulaşmış, ülke sathında bununla mücadele edecek hukuk sistemi işlemez hale getirilmiştir.

Bu ahval ve şerait altında, yüce Atatürk’ün önderliğinde milletimizin olağanüstü fedakarlıklarla kurduğu ve bugünlere getirdiği cumhuriyetimizin koruyucusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri, “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinden hareketle;

– vatanın bölünmez bütünlüğünü, milletin ve devletin bekasını devam ettirmek,

– cumhuriyetimizin kazanımlarının karşı karşıya kaldığı tehlikeleri bertaraf etmek,

– hukuk devleti önündeki fiili engelleri ortadan kaldırmak,

– milli güvenlik tehdidi haline gelmiş olan yolsuzluğu engellemek,

– terörizm ve terörün her türlüsü ile etkin mücadele yolunu açmak,

– temel evrensel insan haklarını, mezhep ve etnisite ayrımı gözetmeksizin tüm vatandaşlarımız için geçerli kılmak,

– laik, demokratik, sosyal ve hukuk devleti ilkesi üzerine oturan anayasal düzeni yeniden tesis etmek,

– devletimizin ve milletimizin kaybedilen uluslararası itibarını yeniden kazanmak,

– uluslararası ortamda barış, istikrar ve huzurun temini için daha güçlü bir ilişki ve işbirliğini tesis etmek maksadıyla yönetime el koymuştur.

Devletin yönetimi teşkil edilen yurtta sulh konseyi tarafından deruhte edilecektir.

Yurtta sulh konseyi BM-NATO ve diğer tüm uluslararası kuruluşlarla oluşturulmuş yükümlülükleri yerine getirecek her türlü tedbiri almıştır.

Meşruiyetini kaybetmiş siyasi iktidara görevden el çektirilmiştir. Vatana ihanet içerisinde bulunan tüm kişi ve kuruluşların en kısa zamanda ulusumuz adına hakkaniyet ve adaletle karar vermeye yetkili mahkemeler önünde hesap vermesi temin edilecektir.

Tüm yurtta sıkıyönetim ilan edilmiştir.

İkinci bir duyuruya kadar sokağa çıkma yasağı uygulanacaktır. Vatandaşlarımızın kendi güvenlikleri için bu yasağa hassasiyetle uymaları önem arz etmektedir.

Havaalanları, sınır kapıları ve limanlardan yurt dışına çıkışlara yönelik ilave tedbirler getirilmiştir.

Devlet düzeninin en kısa zamanda tesis ve idamesi için her türlü tedbir alınmış ve uygulanmaktadır. hiçbir vatandaşımızın zarar görmesine müsaade edilmeyecek, kamu düzeninin bozulmasına fırsat verilmeyecektir.

Hiçbir ayrım yapılmaksızın tüm vatandaşlarımızın ifade özgürlüğü, mülkiyet hakki, evrensel temel hak ve hürriyeti yurtta sulh konseyinin teminatı altındadır.

Yurtta sulh konseyi üniter devlet yapısı içinde dil, din, etnik köken ayrımı yapmaksızın toplumun tüm kesimlerini kapsayacak bir anayasa hazırlanmasını en kısa zamanda sağlayacaktır.

Çağdaş, demokratik, sosyal, laik hukuk ilkelerine dayalı anayasal düzen tesis edilene kadar yurtta sulh konseyi ulusumuz adına her türlü tedbiri alacaktır.

Tüm vatandaşlarımıza saygıyla duyurulur.

Önceki İçerik28 ŞUBAT’IN KRONOLOJİSİ
Sonraki İçerikSüleyman Demirel

Daha Fazlası

SON EKLENENLER

Dinç Bilgin

“1995 yılından itibaren özellikle medyada kamu ihalelerine girişte büyük bir artış oldu. Türkiye’de enerji dağıtım şirketlerine bakın o tarihte; Bursa’yı Türkiye gazetesi, bilmem nereyi...

Fehmi Koru

“Birileri kendilerini ‘merkez’ olarak tanımlamışlar, o tanımlamaya uygun bir tabanı da oluşturmuşlar. Oradan hareketle kendilerinin gündemi belirleme hakkına sahip oldukları iddiasını bugüne...

Abdurrahman Dilipak

“Merkez medyada birçok yayın kuruluşu ‘topyekûn savaş’ diye manşetler atıyor, hedef gösteriyorlardı. Çoğu yayın organı güç ve iktidarın sesi olarak rolünü icra...

Mehmet Ali Birand

“Merkez medya, askerin Türkiye’nin sigortası olduğuna inanan; -kelimelerimi çok dikkatli seçiyorum-, parlamentonun ve siyasetçinin o kadar da güvenilecek bir unsur olmadığını düşünen...

Salim Uslu

“Yani şimdi düşünün ki, herkesin sadakat yarışına sokulduğu bir yerde bir işçi konfederasyonu bütünüyle brifinglerden dışlanıyorsa; işte DİSK’in, TÜRK-İŞ’in brifinglere davet edildiği...