No menu items!

İSLAM COĞRAFYASINDA 15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ VE TÜRKİYE’NİN ÖNEMİ – Doç. Dr. Mohamed El-Moctar El Shinqiti

Okumalısınız!

Dinç Bilgin

“1995 yılından itibaren özellikle medyada kamu ihalelerine girişte büyük bir artış oldu. Türkiye’de enerji dağıtım şirketlerine bakın o tarihte; Bursa’yı Türkiye gazetesi, bilmem nereyi...

Fehmi Koru

“Birileri kendilerini ‘merkez’ olarak tanımlamışlar, o tanımlamaya uygun bir tabanı da oluşturmuşlar. Oradan hareketle kendilerinin gündemi belirleme hakkına sahip oldukları iddiasını bugüne...

Abdurrahman Dilipak

“Merkez medyada birçok yayın kuruluşu ‘topyekûn savaş’ diye manşetler atıyor, hedef gösteriyorlardı. Çoğu yayın organı güç ve iktidarın sesi olarak rolünü icra...

Mehmet Ali Birand

“Merkez medya, askerin Türkiye’nin sigortası olduğuna inanan; -kelimelerimi çok dikkatli seçiyorum-, parlamentonun ve siyasetçinin o kadar da güvenilecek bir unsur olmadığını düşünen...

Doç. Dr. Mohamed El-Moctar El Shinqiti

Katar Hamad Ben Khalifa Üniversitesi

Üç meseleyi ele alacağım. Birincisi, İslam jeopolitiğinde Türkiye’nin önemi hususudur. Bütün İslam dünyasının haritadaki yerine bakarsak, onun bir hilal biçiminde olduğunu göreceksiniz. Mısırlı bilim adamı Gamal Hamdan’ın belirttiği gibi, İslam coğrafyası büyük bir hilal şeklindedir. Bu hilalin tam ortasında Türkiye’nin yanı sıra Mısır, Irak, Suriye, Suudi Arabistan veya genel olarak Arap Yarımadasını da içeren birkaç Arap ülkesi bulunmaktadır.

İslam coğrafyasına ilişkin diğer bir teori de İslam dünyası haritasının esasen büyük bir kuşa benzediği yönündedir. Bu kuşun kafası Türkiye, göğsü Irak, Suriye ve Arap Yarımadasıdır. Kuşun, biri Asya’da diğeri Afrika’da olmak üzere iki kanadı vardır. İster hilal ister kuş teorisini kabul edelim, Türkiye’nin İslam jeopolitiğindeki önemini anlıyoruz. “Stratejik Derinlik” isimli kitabında Ahmet Davutoğlu, İslam dünyası merkezinin büyük, orta ve küçük birer üçgen şeklinde olduğunu ifade etmiştir. Büyük üçgen Mısır, Türkiye ve İran’dır. Bunlar İslam dünyasının merkezindeki büyük üçgeni oluşturmaktadır. Bu üçgenin içinde Irak, Suriye ve Suudi Arabistan’dan oluşan bir başka üçgen daha vardır. Bunun içinde de Ürdün, Lübnan ve Filistin’den oluşan küçük bir üçgen vardır. Böylece İslam dünyasının merkezi küçük, orta ve büyük olmak üzere üç adet üçgenden oluşmaktadır. Türkiye’de İslam dünyasındaki büyük üçgenin bir parçasıdır. Bu durum, Samuel Huntington gibi İslam’a ve Türkiye’ye sempati duymayan Batılı bilim adamları nezdinde dahi Türkiye’yi, İslam jeopolitiğindeki en önemli ülkelerden biri kılmaktadır. Bu kimseler, Türkiye’nin jeopolitik açıdan çok önemli bir ülke olduğunu kabul etmektedirler.

“Medeniyetler Çatışması” isimli kitabında Samuel Huntington, günümüzde İslam dünyasının en büyük probleminin İslam medeniyetine liderlik edebilecek bir çekirdek devletin yokluğu olduğunu ortaya koymaktadır. Dünyada birçok medeniyet bulunmaktadır ve her medeniyete liderlik eden bir çekirdek ülke vardır. Örneğin, Ortodoks dünyası için Rusya, Protestan dünyası için Amerika Birleşik Devletleri, Batı Avrupa dünyasında Almanya ve Fransa. Fakat İslam dünyasının iç işlerini tanzim edecek bir çekirdek devlet bulunmamaktadır. Huntington, teorik olarak çekirdek devlet olabilecek birkaç ülke olduğunu belirtmektedir. İslam dünyası için bu altı ülke Mısır, Suudi Arabistan, İran, Pakistan, Endonezya ve Türkiye’dir. Bu altı ülke içinde sadece Türkiye İslam dünyasında gerçekçi ve muhtemel bir çekirdek ülke adayıdır. Huntington, İslam medeniyetinin çekirdek devleti olmak üzere İslam dünyasının merkezinde bulunması sebebiyle Türkiye’nin tarih, ekonomik ve askerî güç ile yönetim yetkisi ve coğrafyaya sahip olduğunu söylüyor.

Arap ve İslam dünyasının 15 Temmuz’daki darbe girişimine yönelik tepkisini anlamak için Türkiye’nin İslam dünyası nezdinde arz ettiği önemi dikkate almamız gerekir. 15 Temmuz gecesi darbe girişimi başladığında, güzel şehir Trabzon’da tatildeydim. Yerimden kıpırdayamadan yaklaşık 12 saat boyunca televizyonun başında kaldım. Benim ve dünya üzerindeki milyonlarca Müslüman için fevkalade müteessir edici bir andı. Zira biliyorduk ki darbe girişimi başarılı olsaydı, bu sadece Türkiye’nin siyasi gelişimi için değil, İslam dünyası ve bölgenin tamamı için bir felaket olacaktı. Hamdolsun Türkiye’deki meseleleri uzun zamandır takip ettiğim, Al Jazeera Online ve hatta bazı Türk gazetelerinde Arapça ve İngilizce makaleler kaleme aldığım için, darbe girişiminin hiçbir zaman başarılı olmayacağını biliyordum. Duyduğum ilk anda Twitter sayfama, “Bu darbe girişimi başarısız olmaya mahkumdur. Neden? Zira Türk halkının siyasi kültürü artık darbelere izin vermez.” diye yazdım. Bir arkadaşım bana mesaj gönderdi ve şöyle dedi: “Pekâlâ, gördün mü, ordu TRT’de başarısını duyurdu.” Ben de dedim ki, “Hayır, TRT’de ne söyledikleri umurumda değil, siyaset felsefesi çalışmalarımdan biliyorum ki, günümüzde Türk halkının siyasi kültürü, kurumsal kültür ve bu halkın anayasal kültürü artık yeni bir darbeyi imkânsız kılıyor.” Keza bugün Fransa’da, Birleşik Krallık’ta, ordunun gücü olmadığı için değil, halkın kültürü buna izin vermediği için yeni bir darbe imkânsız hale geliyor. Başından beri bunun başarılı olmayacağına inandım. Arap dünyasının tepkisine gelince, tabii ki tüm halk buna karşıydı. Arap rejiminin ekseriyeti, açıkça ifade etmese de darbe girişimini destekliyordu. Ancak en ilginç durum, Türkiye’deki darbe girişimiyle 2013’te Mısır’da meydana gelen darbenin mukayesesidir. Bu bağlamda Al Jazeera’de (“الانقلاب العسكري والأنانية السياسية”) “Askerî Darbeler ve Politik Bencillik” başlıklı bir makale kaleme aldım. Kanaatimce her ülkede siyasi elit bencildir. Ordu, bazı siyasi elitleri darbeye yardım etmesi için kullanmaktadır. Adalet Bakanlığının daha önceden izah ettiği üzere, Türkiye’de tüm siyasi yelpaze darbe girişimine karşı dururken, Mısır’da ne yazık ki çok sayıda siyasi elit darbeyi destekledi. Bu yüzden darbe Mısır’da başarılı olurken Türkiye’de olmadı. Ayrıca 1960, 1980 ve 1997 olsun, Türkiye’de darbelerle mücadelede geniş bir birikim mevcuttur. Ancak Mısır halkının darbelerle mücadelede bu nevi bir birikimi veya darbeye karşı bir mutabakatı bulunmamaktadır.

Netice itibarıyla, Türkiye’deki darbe girişiminin akamete uğratılmasını bölgenin siyasi gelişiminde bir dönüm noktası olarak görüyorum. Darbe girişiminin akamete uğratılması, insanların haklarını savunabilecekleri ve tüm askerî diktatörlüklerin karşısında durabilecekleri yönünde Arap ve İslam dünyasına büyük bir umut vermiştir.

Daha Fazlası

SON EKLENENLER

Dinç Bilgin

“1995 yılından itibaren özellikle medyada kamu ihalelerine girişte büyük bir artış oldu. Türkiye’de enerji dağıtım şirketlerine bakın o tarihte; Bursa’yı Türkiye gazetesi, bilmem nereyi...

Fehmi Koru

“Birileri kendilerini ‘merkez’ olarak tanımlamışlar, o tanımlamaya uygun bir tabanı da oluşturmuşlar. Oradan hareketle kendilerinin gündemi belirleme hakkına sahip oldukları iddiasını bugüne...

Abdurrahman Dilipak

“Merkez medyada birçok yayın kuruluşu ‘topyekûn savaş’ diye manşetler atıyor, hedef gösteriyorlardı. Çoğu yayın organı güç ve iktidarın sesi olarak rolünü icra...

Mehmet Ali Birand

“Merkez medya, askerin Türkiye’nin sigortası olduğuna inanan; -kelimelerimi çok dikkatli seçiyorum-, parlamentonun ve siyasetçinin o kadar da güvenilecek bir unsur olmadığını düşünen...

Salim Uslu

“Yani şimdi düşünün ki, herkesin sadakat yarışına sokulduğu bir yerde bir işçi konfederasyonu bütünüyle brifinglerden dışlanıyorsa; işte DİSK’in, TÜRK-İŞ’in brifinglere davet edildiği...