No menu items!

27 Nisan E-Muhtırası

Okumalısınız!

15 Temmuz 2016’da Darbe Yapmaya Kalkışan Cuntacıların TRT’den Okuttukları Bildiri

Türkiye Cumhuriyeti’nin Değerli Vatandaşları, Sistematik bir şekilde sürdürülen anayasa ve kanun ihlalleri; devletin temel nitelikleri ve hayati kurumlarının varlığı...

27 Nisan 2007 TSK E-Muhtıra Bildirisi

Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini...

27 Mart 1998 MGK Bildirisi

MGK, 27 Mart 1998’de Cumhurbaşkanı başkanlığında Başbakan, Genelkur­may Başkanı, Kurul Üyesi Bakanlar, Kuvvet Komutanları, Jandarma Genel Ko­mutanı ve MGK Genel Sekreteri’nin...

28 Şubat’la İlgili TSK Açıklaması

Türk Silahlı Kuvvetleri bu açıklamayı Mart 1997'de yapmıştır “28 Şubat 1997 tarihli MGK toplantısından beri TSK’yi hedef alan...

Genelkurmay Başkanlığı’nın 27 Nisan 2007 gecesi internet sitesi aracılığıyla 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, meclis tarafından Cumhurbaşkanı seçilmesi süreci ile ilgili yayınladığı bildiri; postmodern bir vesayet örneği olarak e-muhtıra olarak tanımlanmaktadır. CHP’nin Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili ilk oylamayı Anayasa Mahkemesi’ne götürdüğü gece saat 23:17 itibariyle Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinde yayınlanan basın açıklamasında, “Türk Silahı Kuvvetlerinin (TSK) laikliğin savunucusu olduğu” hatırlatılarak; bu konumunun kararlılıkla sürdürüleceği ve gerektiğinde bu görevin eksiksiz yerine getirileceği sert bir şekilde dile getiriliyordu. Bu bildiriyi daha önceki askeri vesayet bildirilerinden ayıran tek özellik kullanılan mecranın farklılığıdır.

2007 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hemen öncesinde verilen bu postmodern muhtıra, yakın tarihimizde kritik bir viraj olarak tarihteki yerini almıştır. 27 Nisan bildirisi öncesinde ve sonrasında yaşanan süreç, Türk siyasi tarihi bakımından bir kırılmayı ifade etmektedir. Baskıcı ve vesayetçi anlayışın topluma ve demokrasiye hakim olmak için nasıl bir çalışma yürüttüğü ve bu çalışmaya TSK içindeki demokrasi karşıtlarının nasıl destek verdiği, 27 Nisan’a kadar gelinen süreci, e-muhtıra gecesi yaşananları ve sonrasındaki gelişmeleri iyi tahlil etmek gerekecektir.

Muhtıra Öncesi Süreç

TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu, 2012’de hazırladığı raporda, 27 Nisan’a giden süreci, Ak Parti’nin iktidar yıllarının başlangıcındaki laiklik tartışmalarını, Deniz Kuvvetleri Eski Komutanı Özden Örnek’in günlükleriyle ortaya çıkan darbe teşebbüslerini 2002-2007 yılları arasında yaşanan faili meçhul cinayetlerini de kapsayan bir hatırlatmayla ele almaktadır. Bu dönemde yaşanan cinayetleri ve toplumsal hareketleri darbe girişimlerinin dışında tutmak mümkün değildir.  Ülkede kaosun hakim olmasını isteyen güçler, 2006’da Cumhuriyet Gazetesi’ne bomba atılması, Danıştay ve Rahip Santoro cinayetleri, 2007’nin başında ise Hrant Dink cinayetini gerçekleştirmişlerdi. ABD’den Hudson Enstitüsü Türkiye uzmanı Zeyno Baran, 2006’nın son günlerinde Newsweek Dergisi’nde çıkan bir makalesinde “2007 yılında Türkiye’de yüzde 50 ihtimalle darbe olacağı” ile ilgili öngörüsünü dile getirmiştir. Baran’ın dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Ergun Saygun’dan aldığı bilgiyle bu öngörüde bulunduğu iddia edilmişti.  Kamuoyundaki tartışmalarla ve medyada yer alan böyle öngörülerle şartların olgunlaştığını düşünen TSK, bir kez daha gücünü denemek istemiş; 28 Şubat 1997 ve sonrasında “1000 yıl sürecek”  denilen iklimin kalıcılığı için harekete geçmişti. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de muhtıradan iki hafta önce gerçekleşen takvime göre başkanlık edeceği son Milli Güvenlik Kurulu’ndaki (MGK) irticai faaliyetlerin arttığıyla ilgili tartışmaları gündeme getirmişti. Genelkurmay Başkanlığı 10 Nisan MGK’sının ardından cumhurbaşkanının “cumhuriyet değerlerine sözde değil özde bir bağlılık taşıması” gibi öznel bir kriterini dile getirmişti. Tam da bu vakitlerde Nokta Dergisi 13 Nisan günü, 2002 sonrasını kapsayan günlerde darbe planlayan bir cuntanın varlığıyla ilgili yaptığı haberler sebebiyle Askeri Mahkeme kararıyla baskına uğradı ve kapatıldı.

Cumhuriyet Mitingleri

Cumhurbaşkanlığı seçimi giderek AK Parti‘ye karşı muhalefetin yoğunlaştığı bir alan haline gelmiş ve irtica-laiklik-türban tartışmalarının etrafında cereyan etmeye başlamıştır. Bu tartışmaların gölgesinde Atatürkçü Düşünce Derneği’nin (ADD) ‘Cumhuriyet’e sahip çık’ çağrısıyla düzenlenen mitingler; Çankaya Köşkü’nü “yıkılmayacak kaleleleri” olarak görenlerin laiklik bahanesiyle meclisin, yani milletin iradesinin yansımasını engellemek adına gerçekleştirdiği gövde gösterileri oldu. ADD Başkanı Şener Eruygur ve gazeteci Tuncay Özkan’ın başını çektiği Cumhuriyet mitinglerinin ilki 14 Nisan’da Ankara Tandoğan’da tertip edilmişti. Mitinge Cumhuriyet Halk Partisi, Demokratik Sol Parti, Genç Parti, İşçi Partisi gibi siyasi partilerle, Cumhuriyet Kadınları Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), İstanbul Barosu gibi kuruluşlar da destek veriyordu. Bu mitingler daha sonra İzmir, İstanbul, Çanakkale, Antalya ve Diyarbakır gibi illerde de yapılmıştır. Tandoğan mitingi e-muhtıra öncesi gerçekleşen tek miting olması sebebiyle üzerinde durulması gereken bir organizasyondur. Mitinglerin ortak özelliği “Mustafa Kemal’in askerleri” olduklarını söyleyen kimselerin sivilliklerini unutup “Türkiye laiktir, laik kalacak” sloganına geri dönmeleri ve askere davetiye çıkarmalarıydı.

2007, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) cumhurbaşkanlığı için, Türkiye genelinde ise milletvekili seçimleri için sandıkların kurulacağı bir seçim yılıydı. İngiliz Observer Gazetesi, iktidarın seçimlerin favorisi olduğunu, ama seçimi kazanmaları halinde darbe olabileceğiyle ilgili bir analizine dayanak olarak cumhuriyet mitinglerini ve bu mitinglerde yapılan konuşmaları gösteriyordu.

Cumhurbaşkanlığı Seçim Süreci

“Cumhuriyetin bekçisi” olduğu iddiasındaki kesim laikliğin tehlike altında olduğu propagandasını yayarak seçimlere hazırlanırken “cumhurbaşkanlığı seçiminde eşi ‘türbanlı’ birini Çankaya’ya çıkartmayacakları” vaadi ana muhalefet liderinin ağzından duyuldu. İktidar partisi 24 Nisan günü Abdullah Gül’ün ismini açıklamış, böylece Gül partiden 2 gün önce adaylığını açıklayan Ersönmez Yarbay’dan sonra ikinci aday olmuştu. Bu günlerde Ak Parti’nin 354 vekiliyle tek başına adayını seçtiremeyeceği, nitelikli çoğunluk olan 367 milletvekili olmadığı için diğer partilerin seçime katılmaması halinde herhangi bir adayın köşke çıkamayacağı fikri Eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu tarafından dile getirilse de gözler seçimlere çevrilmişti. 27 Nisan günü gerçekleşen seçimlerin ilk turuna muhalafetin küçük desteğiyle 361 milletvekili katılmış ve 367 sayısının altında kalınmıştı.

Muhtıra Gecesi ve Ertesi

Seçimin ilk turunun ardından Metehan Demir ve asker kökenli gazeteci Nuri Elibol gibi bazı gazetecilerin Genelkurmay’da ışıklarının sönmemesi ve komutanların bir çalışma içerisinde olduklarını haber almalarıyla beraber hükümet kanadıyla bu bilgiyi paylaştıklarında iktidarın olan bitenden haberdar olmadığı hatta böyle bir bildiriyi hiç beklemedikleri anlaşıldı. Saatler 23:17’yi gösterdiğinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) resmi web sitesinin Basın Açıklamaları ve Duyurular kısmında sonradan “e-muhtıra” olarak nitelendirilecek olan bildiri yayınlandı.

Muhtırada laiklik hassasiyetinden bahseden TSK, Kutlu Doğum faaliyetleri sırasında ortaya çıkan başörtülü kızların görüntülerinden ve ilahi okumalarından rahatsızlıklarını dile getirdi. Bu kutlamaların 23 Nisan ile aynı döneme denk gelmesini “(devletin) temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin” hususi gayretlerine bağlayan Genelkurmay, “dini duyguların istismar edildiği” tespitini de yaptı. Buna dayanak olarak gösterilen haberlerinin içerisinde tekzip edilenlerin olması TSK’nın asıl maksadını da ortaya koyuyordu. Gelişmelerin buradan cumhurbaşkanlığı seçimine ve “sözde değil özde rejime bağlılık” ilkesine bağlanmasıyla bildiri; hükümetin içişlerine tamamıyla karışarak muhtıra hüviyetine bürünmekteydi. Bildiride ayrıca seçimlerin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvuran ana muhalefet partisine de örtülü bir destek sunulmuş oldu. Laikliğin tartışılmasından endişe duyulduğunun ifadesiyle devam eden e-muhtıra “Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, “Ne mutlu Türküm diyene!” anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.” düşmanlaştırmasıyla bitiyor ve TSK’nın müdahalelerine devam edeceği “kesin inancıyla” noktalanıyordu. 

27 nisan

Muhtıranın Yansımaları

a- İktidar

Muhtıranın ilanıyla beraber Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yakın çalışma arkadaşlarını toplayarak nasıl bir cevap vereceklerini tartışmaya açtı. Toplantıya katılanların büyük çoğunluğu sessiz kalınmaması konusunda görüş birdirdi. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Devlet Bakanları Ali Babacan ve Cemil Çiçek ve Adana Milletvekili Ömer Çelik’in Erdoğan’ın talimatıyla Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün başkanlığında, konutta toplanarak bir karşı bildirinin yazıldığı belirtilmektedir. Yine o gece Erdoğan’ın Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ı aradığı ancak telefona çıkmadığı da sıkça konuşulmuştur.

28 Nisan sabahı yapılan toplantıda, Cemil Çiçek’in hazırlanan bildiriyi hükümet adına açıklama olarak kamuoyuyla paylaşılmasına karar verildi. Saat 15:15’te kameraların karşısına geçen hükümet sözcüsü Cemil Çiçek: “Başbakanlığa bağlı bir kurum olan Genelkurmay Başkanlığı’nın herhangi bir konuda hükümete karşı bir ifade kullanması, demokratik hukuk devletinde düşünülemez. Genelkurmay Başkanlığı, Hükümet’in emrinde görevleri anayasa ve ilgili yasalarla tayin edilmiş bir kurumdur… Bildirinin bu hassas dönemde, anayasa mahkemesi eksenli tartışmalar yapılırken ortaya çıkması, yüce yargıyı etkilemeye yönelik bir girişim olarak algılanacaktır. Herkes şunu açıkça bilmelidir ki, hükümetimiz, devletimizin Anayasa´nın 1, 2 ve 3. maddelerindeki temel ve vazgeçilmez ortak değerleri, ülkemizin birlik ve bütünlüğü, milletimizin saygınlığı, Türkiye´nin laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olma niteliği konusunda herkesten daha fazla taraftır ve hassastır.” sözleriyle TSK’nın durması gereken yeri hatırlatarak, hükümetin bu vesayet girişimine boyun eğmeyeceği kararlılığını ortaya koydu.

b- Muhalefet

CHP başta olmak üzere muhalefet partileri bildirinin muhtıra olduğu, başta erken seçime gidilmesi olmak üzere, gerekenin yapılması yönünde açıklamalar yaptı. ÖDP ve Saadet Partisi gibi bazı partiler ise muhtıraya karşı bir duruş sergilediler.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal: Bu tablonun değişeceğini meydanlar gösterdi. Müdahaleye uğrayan yönetimlere halk sahip çıkmadı. Halkımız devlet organlarıyla çatışanlara sahip çıkmaz. Bu ortamda mağduriyet yok dayatma var. Anayasa Mahkemesi 367 kararını onaylamazsa ülke çatışmaya gider.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen: Genelkurmay’ın tesbitleri bizim tesbitlerimizden farklı değildir. Altına imzamızı atarız. ‘Ne mutlu Türküm diyene’ sözünü kimse küçümseyemez ve bunu küçümseyenleri devletin düşmanı sayarız. Türkiye’yi Atatürk düşmanlarına teslim etmeyeceğiz.

DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar: Türkiye‘nin, her türlü zorluğu, milletin yüksek iradesi içinde her zaman arzuladığımız sandık yoluyla çözmekte bir zorluğu olmayacaktır. Genelkurmay‘dan böyle bir açıklama beklemiyordum. Benim siyasette millet dışında hiçbir yolum olamaz

ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu: “Ülke bir krizle karşı karşıya, çözüm derhal seçime gitmektir. Kim Çankaya‘ya çıkmak istiyorsa seçim sürecinde adaylığını ilan etmelidir. Millet reyini ona göre kullanacaktır. Biz bütün bu süreç boyunca demokrasiden yana olacağımızı bir kez daha ilan ediyoruz”

c- Sivil Toplum

Başta barolar ve üniversiteler olmak üzere Cumhuriyet mitinglerinden itibaren muhtıraya örgütlü kesimlerden destekler gelmiştir.

Prof. Dr. Nur Serter’in muhtıradan bir gün sonra Çağlayan’daki Cumhuriyet Mitingi’nde yaptığı konuşmadan: Genelkurmay Başkanı’na memur diyen bir zihniyete karşı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin önünde, şanlı ordumuzun önünde saygıyla eğiliyoruz. Türk ordusu çok yaşa. Türk ordusu, 27 Nisan’da bizim sesimizi duymuş, bizim sesimize sahip çıkmış, demokrasiye sahip çıkmıştır. 27 Nisan’da Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçek iradesine sahip çıkmıştır.”

Arzuhan Doğan Yalçındağ (Dönemin TÜSİAD Başkanı): AKP toplumda git gide artan ve TÜSİAD’ın da paylaştığı laik rejimi koruma kaygısını yeterince dikkate almıyor. Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklamasıyla yaratılan fiili durum demokratik teamüllere uygun değil. Laikliği ve demokrasiyi korumak için bir an önce genel seçimlere gidilmeli.

Ural Akbulut (Eski ODTÜ Rektörü): Bu ikinci 28 Şubat’tır. TSK her şeye rağmen soğukkanlı davranmıştır.

d- Medya:

İsmet Berkan, Hasan Cemal, Mehmet Altan gibi bazı gazeteciler muhtıraya karşı görüş bildirse de ana akım medyanın geneli muhtırayı destekler bir tutum içinde yer almıştır.

Erdal Şafak (Sabah): Rehn (AB temsilcisi) Beyefendi son olarak Genelkurmay Başkanlığı’nın ‘e-muhtıra’sı için esip gürledi… Ama Batı basınında da özellikle son dönemde ısrarla vurgulanan ‘Türkiye’nin laik kurumlarının altının oyulması’ girişimleri için ‘Not ediyoruz’ demekle yetindi.

Oktay Ekşi (Hürriyet): Bu adı konmamış bir muhtıradır.

Ertuğrul Özkök (Hürriyet): Demokrasi kaygısıyla, sadece askeri eleştirmek, ne adil, ne yararlı, ne de sonuç verici bir girişim olacaktır. Çünkü o bildiride savunulan görüşler, toplumun önemli bir bölümü tarafından paylaşılmaktadır.

Yılmaz Özdil (Sabah): Bundan sonraki adım, tank olur. “Gücüm var” diye dayatırsan, gücü olan sana dayatır.

Hıncal Uluç (Sabah): Ordu sonuna kadar bekledi.. Gerekli uyarıları en demokratik şekilde yaparak, “Sözde değil, özde” diyerek bekledi.

Fikret Bila (Milliyet): TSK, türbanın ve temsil ettiği zihniyetin Çankaya’ya çıkmasına karşı ilkesel bir duruş sergilemiştir.

e- Uluslararası Güçler (Avrupa Birliği ve ABD) 

Avrupa Birliği’nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, TSK’nın demokratik laikliğe ve demokratik değerlere saygı gösterdiğini ispatlaması için seçim sürecine karışmamasının gerektiğini söyledi.

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice: ABD Türkiye’nin demokrasi ve anayasal gelişim sürecini, dolayısıyla seçimle işbaşına gelenleri tam destekliyor. Cevabımız evettir, ABD de Avrupa Birliği’nin bu konuda Türkiye’ye verdiği destekle aynı pozisyondadır.

Anayasa Mahkemesi’nin İptal Kararı

Anayasa Mahkemesi’nin seçimlerin ilk turunu CHP’nin başvurusu üzerine iptal etmesi de yargının bir ara darbesi oldu. Bildirinin içerdiği kanaatler kadar tarzı ve zamanlaması açıkça bir muhtıraya işaret ediyordu. Hükümete bir istifa çağrısı içermese de Anayasa Mahkemesi’nin kararını hukuki olmaktan çıkaracak bir yola taşlar döşeniyordu. Zaten vesayetin başka bir ayağı olan yargı da daha önce veremediği sınavlar gibi bu darbe girişiminde de 1 Mayıs itibariyle iptal kararını açıklamış oldu. İlk bakışta daha önceki hiçbir seçimde aranmadığı için hukuki olmadığı belli olan 367 “icadı”, Anayasa Mahkemesi tarafından seçimlerin ilk turunun iptali isteminin kabulüne kadar gitti.

Oysa Özal’ın seçildiği 1989 yılında da 1982 anayasası vardı ve böyle bir çoğunluk aranmadan seçim yapılmış, sonuçlara herhangi bir itiraz da gelmemişti. Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu’nun 10 Nisan’da sinyalini verdiği seçimin ilk turunun iptali kararının ortaya çıkmasında birlikte hareket edeceklerini açıklayan muhalafet partileri Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi’nin grup kararı alarak oylamaya katılmaması belirleyici oldu. DYP’nin 4 vekili sonucu etkileyecek olmasa da ANAP’ın 20 vekilinin de Erkan Mumcu’nun kararına uyması sonucu belirledi. Mumcu başta cumhurbaşkanını meclisin seçmesi olmak üzere istediği anayasa değişikliklerine iktidarın yanaşmamasını öne sürse de kulislerde karanlık planların neticesinde bu kararın verildiği ifade ediliyordu. Daha sonraki yıllarda Ergenekon iddianamesinde bu yönde beyanlar olsa da Mumcu bu iddiaları kesin bir dille reddetti. Fakat o tercih cumhurbaşkanı seçimlerini sabote etmiş ve ülke erken seçim kararına yeni bir cumhurbaşkanı seçemeden sürüklenmişti.

Hükümet daha Anayasa Mahkemesi’nden karar çıkmadan yapılan erken seçim çağrılarına uymasa, Abdullah Gül adaylıktan çekilmese de 1 Mayıs’taki iptal duyurusu ile beraber hükümet erken seçim ve Gül’ün çekilme kararını açıkladı. 16 Mayıs’ta görev süresi dolan Ahmet Necdet Sezer de köşkte fazladan 3 aydan uzun süre kalarak demokrasiye darbeye katkıda bulunmuş oldu. İptal kararıyla genel seçimler 22 Temmuz’a alınırken yapılan anayasa değişikliği ile bundan sonraki cumhurbaşkanlarını halkın seçmesi kararı Sezer’in zorunlu onayıyla yürürlüğe girdi.

Muhtıra Sonrası Süreç

Muhtıranın hemen ardından gerçekleşen ve içeriği açıklanmayan Büyükanıt ile Erdoğan arasındaki Dolmabahçe Buluşması halen gizemini koruyor. Bu tarihten sonra da her iki isim de konuşulanları sır gibi saklıyor. Sonrasında Erdoğan muhtırayı yanıtladıklarını ve artık sadece bir açıklama olarak gördüğünü ifade etti. Büyükanıt da Meclis Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu dahil tüm açıklamalarında metni kaleme aldığını ama muhtıra olmadığını, sadece laiklik hassasiyetini ortaya koyan bir metin olduğunu savundu. 2011 yılında da Cumhurbaşkanı Gül’ün girişimleriyle muhtıra siteden kaldırıldı.

22 Temmuz 2007 seçimlerinde iktidar partisi yüzde 46.7 oy oranıyla tekrar tek başına hükümet kurmayı başardı, halk muhtıraya tepkisini Ak Parti’yi destekleyerek göstermiş oldu. MHP’nin meclise girerek verdiği destekle 28 Ağustos’ta Abdullah Gül cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ağustos törenleriyle başlayan asker ile gerilim bir süre daha devam etti. 2008 yılında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği iddiasıyla Ak Parti hakkında kapatma davası açtı. Ancak, Anayasa Mahkemesi’nde parti kapatma için yeterli evet oyu çoğunluğu sağlanamadığı için, bu antidemokratik girişim de atlatılmış oldu.

Sonuç

Ak Parti Hükümeti, TSK’nın 27 Nisan’da internet bildirisiyle yaptığı vesayet girişimine daha once askeri müdahalelere maruz kalan hükümetlerin yapmadığı bir şekilde kararlı bir tutum göstermiş ve böylece kendisine yönelmiş büyük bir saldırıyı bertaraf etmiştir. Bu konudaki tutumu halk tarafından da büyük destek görmüştür. Ancak daha sonraki yıllarda 27 Nisan bildirisine karşı kararlı tutum; “açıklamanın muhtıra olmadığı” rutin bir açıklama olduğu şeklinde bir düşünceye doğru evrilmiştir. Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu’na ifade veren Yaşar Büyükanıt da hükümet temsilcilerinin sonradan değişen bu açıklamalarını bildirinin muhtıra olmadığı düşüncesine kanıt olarak sunmuştur. Bülent Arınç’ın ‘metni yazan sonuçlarına katılacak” açıklamalarına rağmen komisyona verdiği cevaplarda metni yazdığını kabul eden Yaşar Büyükanıt ve muhtıra hakkında takipsizlik ve görevsizlik kararları verilmiştir. Büyükanıt başta olmak üzere 27 Nisan’a ilişkin hiçbir soruşturmanın yapılmamış olması demokrasi adına son derece üzüntü vericidir. 28 Nisan 2007’de gösterilen kararlı duruşun istikrar ve demokrasi adına ülkeye sağladığı katkıları hatırlatırken bu kararlılığın yargı aşamasının cezasızlıkla sonuçlanmasının olumsuzluğunu unutmamak gerekmektedir.

KAYNAKÇA

TBMM Meclis Araştırma Komisyonu Raporu (Kasım 2012)
Aktay, Yasin, Karizma Zamanları, Timaş Yayınları, İstanbul, 2011.
Görmüş, Alper, Büyük Medyada Ergenekon Haberciliği, Etkileşim Yayınları, İstanbul 2011
Tayyar, Şamil, Kıt’a Dur, Timaş Yayınları, İstanbul 2009

Daha Fazlası

SON EKLENENLER

15 Temmuz 2016’da Darbe Yapmaya Kalkışan Cuntacıların TRT’den Okuttukları Bildiri

Türkiye Cumhuriyeti’nin Değerli Vatandaşları, Sistematik bir şekilde sürdürülen anayasa ve kanun ihlalleri; devletin temel nitelikleri ve hayati kurumlarının varlığı...

27 Nisan 2007 TSK E-Muhtıra Bildirisi

Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini...

27 Mart 1998 MGK Bildirisi

MGK, 27 Mart 1998’de Cumhurbaşkanı başkanlığında Başbakan, Genelkur­may Başkanı, Kurul Üyesi Bakanlar, Kuvvet Komutanları, Jandarma Genel Ko­mutanı ve MGK Genel Sekreteri’nin...

28 Şubat’la İlgili TSK Açıklaması

Türk Silahlı Kuvvetleri bu açıklamayı Mart 1997'de yapmıştır “28 Şubat 1997 tarihli MGK toplantısından beri TSK’yi hedef alan...

28 Şubat 1997 MGK Muhtırası

illi Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’nden bildirilmiştir: Milli Güvenlik Kurulu, 28 Şubat 1997 günü, Sayın Cumhurbaşkanı baş­kanlığında, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan...