No menu items!

GEÇMİŞLE YÜZLEŞME: 12 EYLÜL TRAVMASINI AŞMAK – Av. Hüsnü Öndül

Must read

TÜRK SİYASİ TARİHİNDE YENİ KURUCU MOMENT: 15 TEMMUZ DİRENİŞİ – Prof. Dr. Burhanettin Duran

Türk Siyasi Tarihinde Yeni Kurucu Moment: 15 Temmuz Direnişi Prof. Dr. Burhanettin Duran 15 Temmuz direnişi Türkiye siyasi...

TÜRKİYE-AVRASYA İLİŞKİLERİ AÇISINDAN 15 TEMMUZ’UN ÖNEMİ – Prof. Dr. Alexandr Dugin

Prof. Dr. Alexandr Dugin Türkiye’nin egemenliği, kimliği, özgürlüğü ve bağımsızlığı ile Türk halkının şerefini savunurken 15 Temmuz 2016’da...

YEREL, ULUSAL VE ULUSLARARASI MEDYA İLE SOSYAL MEDYADA 15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ GECESİ VE SONRASI – Saadet Oruç

Saadet ORUÇ Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Bu toplantıyı düzenledikleri için Türkiye Hukuk Platformu’na çok...

Av. Hüsnü Öndül

12 Eylül ve Geçmişle Yüzleşmede Geciken Adımlar

21 Eylül 1991 tarihinde İnsan Hakları Derneği (İHD) Muğla Şubesi tarafından düzenlenen sempozyumda dönemin İHD Genel Başkanı Nevzat Helvacı, “12 Eylül ve İnsan Hakları” konusunda bir konuşma yapmış ve konuşmasında 12 Eylül ile ilgili İHD’nin derlediği bilançoyu açıklamıştı.

Bilanço, sonraki tarihlerde çeşitli kişi ve kuruluşların çalışmalarıyla zenginleşti. Helvacı, konuşmasının başında şöyle bir değerlendirmede bulunmuştu: “…o dönemde insani değerler yerle bir edildi, yaşamın her alanı ciddi boyutlarda yıkıma uğratıldı. Aradan geçen yıllara karşın ortaya çıkan yıkım onarılamadı. Bugün “12 Eylül sona erdi mi?” sorusu ciddiyetini korumaktadır. Devleti yönetenlerin üzerinde üniforma bulunmaması yanıltıcı bir görüntüdür. Aslında, “12 Eylül, hukuksal çerçevesi ve kurumlarıyla sürüyor.” demek bir abartma sayılamaz. Topluma bir deli gömleği gibi giydirilmiş 82 Anayasası ve beş general tarafından yapılmış diğer temel yasalar halen yürürlüktedir. “[1]

Bu değerlendirme için, “Yapıldığı dönem için geçerli olabilir ama bugün için geçerliği yoktur.” denilebilir. Pek çok açıdan sistemde değişikliklerin yapıldığı biliniyor. Anayasa 17 kez değişikliğe uğradı. AB süreci sebebiyle 70 ayrı yasada yüzlerce maddede değişiklikler yapıldı. 70’e yakın yeni yasa yürürlüğe girdi. Fakat hâlâ 12 Eylül anayasası ve yasalarıyla çizilmiş hukuksal ve siyasal sistemin yürürlükte olduğu ve bunun değişmesi gerektiği siyasi kadrolar ve toplum tarafından yüksek sesle dile getirilmektedir. Sistemin değişime direnç gösterdiği çok açıktır. Siyasi iradenin AB sürecinde değişmeye başladığı ve Aralık 1999 sonrası bütün hükümetlerce olumlu ama sistemin demokratik sisteme dönüşümü için yeterli olamayan adımların atıldığı da bir gerçektir. Bu noktada geçmişle yüzleşme konusu gündeme gelmektedir. Mağdurların adalet beklentisi yanıt beklemektedir. Cezasızlık politikasının terk edilmesi ve ağır insan hakları faillerinin araştırılması, soruşturulması, kovuşturulması, dava açılması, adil bir şekilde yargılanmalarının sağlanması ve suçlu bulunanların cezalandırılması gerekiyor. Darbelerin ve hak ihlallerinin bir daha tekrarlanmaması için önlemlerin alınması gerekiyor.

Şöyle bir anlayış kabul edilemez: Rahmetli Sayın Süleyman Demirel, kendisinin darbelerle hesaplaştığını söylemekteydi. 12 Mart için de 12 Eylül için de söylüyordu bunu. Zira kendisi, olağan rejime geçildiğinde halk tarafından seçilmekle ve tekrar başbakan ve cumhurbaşkanlığı makamlarına halkın iradesiyle gelmekle, darbelerle hesaplaştığı düşüncesindeydi. Bu meseleyi kişiselleştirme ve indirgemeci yaklaşımın kabul edilmesi mümkün değildir. Bütün dünyada travma yaşayan toplumların geçmişle yüzleşme ve hesaplaşma deneyimlerinden hiçbirisinde böyle bir ders bulunmamaktadır. Darbeyle yüzleşme, darbecilerin oluşturduğu düzenin hukuksal ve siyasal düzenin hukukun üstünlüğü ve demokrasi ilkelerine göre inşası ve işletilmesiyle mümkün olur. İnsan hakları ve özgürlüklerine saygı ile olur.

Türkiye’nin yüzleşme konuları pek çoktur. Bunları, Sözde 1915 Ermeni soykırımı, Dersim olayları, 6/7 Eylül yağma ve tahribatları, 27 Mayıs, 12 Mart darbeleri, 1 Mayıs, Kahramanmaraş, Sivas olayları, Sivas Madımak katliamı, Kürt sorunundan kaynaklı olaylar, gözaltında kayıplar, faili meçhul siyasal cinayetler, yargısız infazlar, zorla yerinden etmeler, 28 Şubat darbesi ve daha pek çok yüzleşme ve hesaplaşma konuları bulunmaktadır.

12 Eylül ile yüzleşmede nereden başlamalı?

İki boyut öne çıkmaktadır. İlki insan hakları ihlalleri boyutudur. Diğeri anayasal ve yasal yapıya mevzuat boyutlu müdahale, yeniden inşa ve tahkim boyutudur.

a) İhlaller boyutu:

Bianet (Bağımsız İletişim Ağı) tarafından, 12 Eylül 2001 tarihinde verilen haberde yukarıda belirttiğimiz Nevzat Helvacı’nın 1991 tarihinde açıkladığı bilançodaki konu ve sayılar da dahil olmak üzere bir bilanço açıklanmaktaydı:[2]

— Araştırmalara göre 12 Eylül askerî darbesinin toplumsal ve siyasal bilançosu şöyledir:

* 1 milyon 683 bin kişi ‘fiş’lendi.

*650 bin kişi gözaltına alındı.

* Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.

*7 bin kişi idam istemiyle yargılandı.

*517 kişiye idam cezası verildi.

*259 kişinin idam dosyası Yargıtay tarafından onandı.

*49 kişi idam edildi.

*71 bin kişi 141, 142 ve 163’ten yargılandı.

*98 bin 404 kişi ‘örgüt üyesi’ olmak suçundan yargılandı.

*388 bin kişiye pasaport verilmedi.

*14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı.

*30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurt dışına gitti.

*300 kişi ‘kuşkulu bir şekilde’ öldü.

*171 kişinin ‘işkenceden öldüğü’ belgelerle kanıtlandı.

*14 kişi cezaevindeki uygulamaları protesto etmek için yaptıkları ‘açlık grevi’ sonucu yaşamını yitirdi.

*30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.

*1402 sayılı yasa sebebiyle 3 bin 854 öğretmenin ve 120 öğretim görevlisinin işine son verildi.

*1402 sayılı yasa sebebiyle 9 bin 400 kişi kamu görevinden atıldı ya da sürüldü.

*47 yargıç görevden atıldı.

*7 bin 233 devlet görevlisi bölgeleri dışına sürüldü.

*937 film ‘sakıncalı’ bulunduğu için yasaklandı.

*23 bin 667 derneğin faaliyeti durduruldu.

* İstanbul’da gazeteler toplam 300 gün yayımlanmadı.

*13 büyük gazete için 303 dava açıldı.

*31 gazeteci cezaevine konuldu.

*Gazeteciler hakkında toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.

* Gazetecilere toplam 3 bin 715 yıl hapis cezası verildi.

*300 gazeteci saldırıya uğradı.

*3 gazeteci öldürüldü.

*49 ton gazete, dergi ve kitap, sakıncalı olduğu için imha edildi.

Bilançoyu, insan hakları kategorilerine göre tasnif ettiğimizde çok sayıda insan hakkının ihlal edildiğini görmekteyiz. Bunlardan bazıları,

1) Yaşam hakkı,

2) İşkence yasağı,

3) Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı,

4) Adil yargılanma hakkı,

5) Özel hayata saygı hakkı,

6) İnanç özgürlüğü,

7) İfade özgürlüğü,

8) Örgütlenme özgürlüğü,

9) Yurttaşlık hakkı,

10) Çalışma hakkı,

11) Seyahat özgürlüğü,

12) Mülkiyet hakkı gibi hak ve özgürlükler olarak sayılabilir.

12 Eylül askerî darbesi döneminde yukarıdaki tablodan da anlaşılabileceği gibi ağır insan hakları ihlalleri yaşanmıştır.

Darbenin kendisi zaten doğrudan halk iradesine, yurttaşın ülke yönetimine katılma hakkına ve iradesine yönelmiş bir ihlal türüdür.

“Ağır insan hakları ihlalleri” nitelemesi soykırıma, insanlığa karşı işlenmiş suçlara, savaş suçlarına, yaygın ve sistematik olarak işlenmiş insan hakları ihlallerine; söz gelimi işkenceler, yaşam hakkı ihlalleri, faili meçhuller, peşin-yargısız- infazlar, zorla kaybetmeler, zorla yerinden etmeler gibi fiillere işaret eder.

12 Eylül askerî darbesinin sonuçları yalnızca yukarıda çeşitli insan hakları ve özgürlüklerinin yoğun ve sistematik bir biçimde ihlalinden ibaret değildir.

Böylece geliyoruz ikinci boyuta:

b) Anayasal ve yasal yapıya mevzuat değişiklikleriyle müdahale.

12 Eylül askerî rejimi zaten demokratik standartlar açısından sorunlu olan Türkiye’nin anayasal ve yasal sistemini yeniden, otoriter ve yer yer totaliter özellikleriyle inşa ve tahkim etmiştir. Sistem 1923 yılından 1987 yılına değin yaklaşık 26 yıl sıkıyönetim askerî rejimle (3); 1987 yılından 30 Kasım 2002 tarihine kadar da 15 yıl olağanüstü hal rejimiyle yönetilmiştir. Böylece rejim 41 yıl olağanüstü yönetim usulleriyle yönetilmiştir. [3]

Yapılan araştırmalar 12 Eylül 1980 ile 6 Aralık 1983 TBMM Başkanlık Divanının oluşmasına kadar geçen üç yıl gibi kısa bir evrede yasa düzeyinde çıkarılan mevzuatın sayısının en az 600 olduğunu göstermektedir. Anayasa ve yasaların tipik özelliği devleti öncelemesi ve devlete kutsallık atfetmesidir. Mevzuata evrensel insan hakları ve özgürlükleri ile ilgili standartlar açısından bakıldığında bireyin hakları ve özgürlüklerinin tanınmadığı, tanımlanmadığı, korunmadığı, demokrasi dışı bir anlayışın egemen olduğu görülmektedir. Yasalar hayatın bütün alanlarıyla düzenlemeleri içermektedir.

Ara sonuç:

12 Eylül döneminin ihlallerin faillerinin bulunması ve yargılanması ve suçlu bulunanların cezalandırılması gerekiyor. Bunun için devletin, izlemekte olduğu cezasızlık politikasından vazgeçmesi gerekiyor. Cezasızlık kavramı AİHM tarafından ilk kez Yaşa/Türkiye kararının (2 Eylül 1998) 104. paragrafında kullanılmıştır. Çeşitli görünümleri vardır. Faili aramama, soruşturma açmama ya da açılmış soruşturmaları sonuçlandırmama, kovuşturma ve yargılama işlemlerinde failleri çeşitli biçimlerde koruma, zamanaşımına uğratma ya da etkili soruşturma ve kovuşturma işlemleri yapmama, davaları nakletme, davaların takibini mağdurlar ve kamuoyu tarafından zorlaştırma gibi.

İkinci sonuç, anayasal ve yasal yapının hukukun üstünlüğü, demokrasi, azınlık haklarının korunması ve insan hakları değerleri ile yeniden inşa edilmesidir. Burada medeni ve siyasi haklar, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar ve dayanışma haklarının yaşam bulacağı hukuksal çerçeve oluşturulmalıdır. Dünya İnsan Hakları Konferansı Viyana Belgesi’nin 5. maddesinde vurgulandığı insan hakları evrenseldir, bölünmezdir, birbirine bağlıdır ve birbiri ile ilişkilidir. Belgenin 8. maddesinde vurgulandığı gibi “Demokrasi, halkın, i) kendi siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel sistemlerini belirlemek için istencinin özgürce ifade edilmesine ve ii) kendi yaşamlarının bütün yönlerine tam katılımına dayanır. “

Haklara ve özgürlüklere dayalı, çoğulcu, katılımcı, açıklık ve saydamlık unsurlarına sahip bir demokrasi inşa edilebilir. Bunun için bir defada ve bütünüyle yeni, demokratik anayasa yapımı başarılmalıdır. Başta Kürt sorunu olmak üzere bütün sorunları özgürce tartışarak, barışçıl yol ve yöntemlerle çözüme kavuşturulacağı ilke düzeyinde kabul edilmelidir. Herkesin eşit, herkesin farklı olduğu prensibini kabul etmeliyiz. Her insan biriciktir. Her insan, insan onuruna sahiptir. Onurda ve haklarda herkesin eşitliği kabul edilmelidir. 12 Eylül Anayasasında olduğu gibi, devlet öncelikli değil insan öncelikli bir anayasa yapım sürecine girişilmelidir.

Yüzleşmeyle ilgili bazı yaklaşımlar

Geçmişle hesaplaşma

Geçmişle yüzleşme/hesaplaşma kavramlarından hangisinin tercih edilmesi gerektiğine dair tartışmada, Türkiye’de Mithat Sancar “geçmişle hesaplaşma“ kavramını tercih eder (1). Sancar, hesaplaşma kavramının nötr bir kavram olmadığını ifade eder. “(…) geçmişle hesaplaşma ‘tarafsız’, ‘nötr’ bir kavram olmayıp geçmişle ilişkinin biçim, tarz ve yöntemlerine ilişkin belli bir kabulü içerir. Geçmişle hesaplaşmanın tarafsız bir kavram olmaması, aynı zamanda onun normatif bir kavram olduğu anlamına gelir. (s. 34)

“Gerçekten de geçmişle hesaplaşmayı; tarih merakı ya da intikam silahı olarak değil insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti değerlerine dayanan bir siyasal kültür ve sistem inşa etme ve toplumsal barışı bu şekilde güvence altına alma hedefine yönelik fikir ve faaliyetler toplamını anlatan kapsamlı bir proje olarak görmek gerekir.“ demektedir. (s. 35)

Yüzleşme

Murat Paker ise, “geçmişle yüzleşme” kavramını kullanmaktadır. (2)

Paker, yüzleşmenin hesaplaşmadan daha geniş bir kavram olduğunu, hesaplaşmanın yüzleşmenin bir alt başlığı olduğunu belirtir. (s. 188) Paker, yüzleşmenin “ögeleri-aşamaları” olarak, 10 madde halinde değerlendirmelerde bulunur. Bunlar,

1) Güven,

2) Eşdeğerlilik ve saygı,

3) Bilgi ve hafıza ya da hakikatin ortaya çıkarılması,

4) Duygu,

5) Anlam,

6) Özür ve bağışlanma talebi,

7) Tazminat,

8) Tamirat,

9) Hakların yeniden tanımlanması-yasal düzenlemeler,

10) Yeniden ilişkilenme-sosyal adalet.

Özür

Özür konusunda Ayda Erbal, dört madde halinde özrün ne olduğu ve neyi içerdiğini bize hatırlatır:

1) Özür dilenecek kabahatin ne olduğunun açıkça ifade edilmesi gerekir.

2) Utanma, tevazu ve içtenlik ifadesi,

3) Kabahati tekrarlamamaya ilişkin niyet ifadesi,

4) Kabahattan dolayı oluşmuş maddi manevi zararı tamir/ onarma (3)

Hakikat komisyonları

Hakikat komisyonları, bütün yukarıda belirttiğimiz koşullar ve durumlar sebebiyle hem hakikati bilme hakkı çerçevesinde hem de onarıcı adalet gereği şimdiye kadar 40’tan fazla ülkede değişik adlar altında kurulmuş kuruluşlardır. Birleşmiş Milletler de bu komisyonların taşıması gereken özelliklerle ilgili rehber ilkeleri yayımlamıştır. Yasayla kurulmuş olmaları, geniş yetkilerin tanınması gereği bu rehber ilkelerde yazılıdır. Hakikat Adalet Hafıza Merkezi, yayımladığı “Hakikat Komisyonları” adlı kitapta (4) Arjantin, Şili, El Salvador, Güney Afrika Cumhuriyeti, Guatemala, Sierra Leone, Doğu Timor, Peru, Fas, Brezilya, Eski Yugoslavya Bölgesi ve tarihsel uzlaşma komisyonları olarak da Amerika Birleşik Devletleri ve İrlanda örnekleri hakkında bilgi veriyor.

Türkiye ve geçmişle yüzleşme

Türkiye, 1923-1987 döneminde 26 yıl sıkıyönetim askerî rejimi, 1987-30 Kasım 2002 döneminde de 15 yıl olağanüstü hal rejimi altında idare edilmiştir. 92 yılın 41 yılı olağanüstü rejim koşullarında geçmiştir. O dönemlerin yasama faaliyetleri ise etkilerini sonraki yıllarda da sürdürmüştür. Bu dönemlerde Kürtlere, Alevilere yönelik katliam ve soykırıma varan uygulamaları, İstiklal mahkemeleri uygulamalarını, başta Rum azınlığa yönelik olmak üzere, 6/7 Eylül 1955 tarihli öldürme, taciz, tecavüz, binlerce ev ve işyerinin ve ibadethanelerin talan, tahrip ve yağmaya tabi tutulması, 1 Mayıs 1977 katliamı, 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat askeri darbeleri ve bu dönemlerde işlenen, idamlar, işkence ve insanlığa karşı suçlar, Sivas katliamı, 12 Eylül öncesi Sivas, Çorum ve Maraş katliamları ve 1984’ten itibaren süren savaşta özellikle 90’lı yıllardaki zorla kaybetmeler, faili meçhul siyasi cinayetler, yargısız infazlar, cinayetler, işkenceler, 3700 köy ve mezranın zorla boşaltılması gibi suçların faillerinin bulunması, soruşturulması, kovuşturulması, yargılanması ve suçlu bulunanların cezalandırılmaları gerekir.

İHD Diyarbakır Şubesi, 348 toplu mezar tespit etmiş ve bu mezarlarda 4201 kişinin cenazesinin bulunduğunu rapor halinde kamuoyuna duyurmuştu. (5)

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Ocak 2013’te “Terör ve Şiddet Olayları Kapsamında Yaşam Hakkı İhlallerinin İncelenmesine Yönelik Alt Komisyon Raporu” yayımladı. Raporda 30 bin 576 kişinin yaşamını yitirdiği bildirilmektedir. Bu sayının daha fazla olma olasılığı da bulunmaktadır. Rapora göre, 7 binden fazla kamu görevlisi, 22 binden fazla PKK’lı, 5500’den fazla sivil insan yaşamını yitirmiştir. (6)

İHD ve geçmişle yüzleşme/hesaplaşma

İHD 27/28 Nisan 2913 tarihlerinde Kızılcahamam’da, “Kürt Sorununun Demokratik Çözüm Sürecinde Halkların Haklarının Tanınmasında İnsan Hakları Hareketinin Rolü Çalıştayı” düzenlemişti. Sonra da 3 Mayıs 2013 tarihinde Sonuç Bildirgesi yayımladı. (www.ihd.org.tr).

İHD, dört ana başlık altında önerilerde bulundu. Anayasa değişikliği, Hakikat ve Adalet Komisyonu kurulması, çatışma çözümlerinde STK’ların rolü ve barış kültürü oluşturulması İHD önerilerinin başlıklarıydı.

Sonuç

Olumsuzlukların giderilmesinin ve yüzleşmenin koşulu, yüksek politik iradedir. Geçmişle yüzleşme ve hesaplaşma için ülkenin anayasal ve yasal sisteminin , evrensel insan hakları ve özgürlükleri değerlerine dayalı olarak değişmesi gerekiyor. Öncelikle bunun için yüksek/kararlı politik irade gerekiyor. Hem sistemin hem de kamu otoritelerinin eylem ve işlemlerinin, hukukun üstünlüğü ve demokrasiye, insan haklarına ve azınlıkların haklarına saygıya dayalı olması gerekiyor. Sadece maddi yasaların değil, usul ve mekanizmaların da insan hakları ve özgürlüklerini koruma, gerçekleştirme ve geliştirmeye dönük/elverişli olması ve işletilmesi gerekiyor. Hukukun üstünlüğü ilkesi hakların ve özgürlüklerin korunmasında temel bir ilkedir. Bağımsız ve tarafsız yargı yapılanması, bireyin hak ve özgürlüklerinin korunması için şarttır. İhlallerin tekrarlanmayacağını garanti altına alacak önlemlerin alınması gerekiyor. Bu doğrultuda bir irade gerekiyor. İnsan haklarına bütüncül yaklaşım gösterilmelidir.

Yasayla geniş yetkilere sahip Hakikat Komisyonları kurulmalıdır. Mağdurlardan ve toplumdan devlet adına özür dilenmelidir. 12 Eylül uygulamalarından (mahkeme kararları dahil) mağdur olanların mağduriyetleri giderilmelidir. Zamanaşımı ve dava nakilleri uygulamalarından vazgeçilmelidir. Yeni ve demokratik bir anayasa yapımı gerçekleştirilmeli ve bütün 12 Eylül mevzuatı ortadan kaldırılmalıdır.

1) Prof. Dr. Sancar Mithat, Geçmişle Hesaplaşma, İletişim Yayınları, İstanbul, 2007

2) Yüzleşmenin Psiko-Politiği, Bir Daha Asla, Geçmişle Yüzleşme ve Özür içinde4, sahife 185. , İletişim yayınları, İstanbul 2013

3) https://azadalik. wordpress. com/2013/. . . /ozur-dilemek-bildiginiz-gibi-deg

4)Hakikat Komisyonları, derleyen Murat Çelikkan, İstanbul, 2014

5) www. ihddiyarbakir. org/Map. aspx

6) www. tbmm. gov. tr/komisyon/insanhaklari/


[1] Helvacı Nevzat, Karanlıkta Yol Aramak, İmge Yayınevi, Ankara, 2013, s. 349-353

[2]. http://bianet. org/biamag/bianet/4547-sayilarla-12-eylul-askeri-darbesi

[3] Gemalmaz Mehmet Semih, Olağanüstü Rejim Standartları, Beta yayıncılık, İstanbul, 1994, s. 2-3

Daha Fazlası

SON EKLENENLER

TÜRK SİYASİ TARİHİNDE YENİ KURUCU MOMENT: 15 TEMMUZ DİRENİŞİ – Prof. Dr. Burhanettin Duran

Türk Siyasi Tarihinde Yeni Kurucu Moment: 15 Temmuz Direnişi Prof. Dr. Burhanettin Duran 15 Temmuz direnişi Türkiye siyasi...

TÜRKİYE-AVRASYA İLİŞKİLERİ AÇISINDAN 15 TEMMUZ’UN ÖNEMİ – Prof. Dr. Alexandr Dugin

Prof. Dr. Alexandr Dugin Türkiye’nin egemenliği, kimliği, özgürlüğü ve bağımsızlığı ile Türk halkının şerefini savunurken 15 Temmuz 2016’da...

YEREL, ULUSAL VE ULUSLARARASI MEDYA İLE SOSYAL MEDYADA 15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ GECESİ VE SONRASI – Saadet Oruç

Saadet ORUÇ Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Bu toplantıyı düzenledikleri için Türkiye Hukuk Platformu’na çok...

DARBELER ÇAĞINDA MEDYANIN ROLÜ: RADYODAN E-MUHTIRAYA – Prof. Dr. Ergün Yıldırım

Prof. Dr. Ergün Yıldırım Çok değerli katılımcılar, hanımefendiler, beyefendiler.  Hepinizi saygıyla, sevgiyle, muhabbetle selamlıyorum. Bugün, bu üniversitede konuşmak...