No menu items!

1973’TEKİ ŞİLİ ASKERİ DARBESİ VE KÖTÜLÜĞÜN BAYAĞILIĞI – Prof. Dr. César Ross

Must read

TÜRK SİYASİ TARİHİNDE YENİ KURUCU MOMENT: 15 TEMMUZ DİRENİŞİ – Prof. Dr. Burhanettin Duran

Türk Siyasi Tarihinde Yeni Kurucu Moment: 15 Temmuz Direnişi Prof. Dr. Burhanettin Duran 15 Temmuz direnişi Türkiye siyasi...

TÜRKİYE-AVRASYA İLİŞKİLERİ AÇISINDAN 15 TEMMUZ’UN ÖNEMİ – Prof. Dr. Alexandr Dugin

Prof. Dr. Alexandr Dugin Türkiye’nin egemenliği, kimliği, özgürlüğü ve bağımsızlığı ile Türk halkının şerefini savunurken 15 Temmuz 2016’da...

YEREL, ULUSAL VE ULUSLARARASI MEDYA İLE SOSYAL MEDYADA 15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ GECESİ VE SONRASI – Saadet Oruç

Saadet ORUÇ Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Bu toplantıyı düzenledikleri için Türkiye Hukuk Platformu’na çok...

Prof. Dr. César Ross [1]

Cuando el juego se hace verdadero

bienvenido al laberinto eterno de fuego

(Tiro De Gracia)[2]

Çev. Gülnihal Ahter Yakacak[3]

Giriş

1973 yılı eylül ayında Şili’deki askerî darbe, şüphesiz yirminci yüzyıl açısından bizim tarihimizin en önemli olaylarından biridir. Geleneksel terimlere değinmek istemiyorum çünkü benden önce birçok yazar bunu çok doğru bir şekilde yapmıştı. Ayrıca bu olayın sonuçlarını da incelemek istemiyorum çünkü bu sempozyumda ayrıntılı olarak ele alınacaktır.

Benim rolüm bir tarihçi olarak bunun gibi toplantılarda, sıklıkla parçalanmış veya kasıtlı olarak eksik biçimde sunulan olayları yorumlamak için  Şili bağlamında o zamanın gerçeklerini olduğu gibi ortaya koymak ve onları açıklayıcı anahtarları bulmaya imkan sağlamaktır.

               Şili'de 11 Eylül 1973, üç bakış açısıyla incelenir: Birincisi,  ‘darbe’ açısından, bunun gibi bir olay sadece politik teknik kavram değil aynı zamanda darbenin muhaliflerini birleştiren kavramdır. İkincisi ‘bildiri’ olarak, bu hareketi haklı çıkarmak isteyenler içindir. Üçüncüsü ise ‘kurumsal bozulma’ açısından üçüncü bir tarafın tarafsızlığını elde etmeye çalışan kişiler içindir.

            Bir anlamda, bu üçlü tartışma 1970 yılının sonunda çözülmüştür ve bundan sonra yaşadığımız şey sadece ayrıntılarla ilgili bir tartışmadır. Darbeden 40 yıl geçmesine rağmen 2013’te bile yapılan yorumlar yukarıda belirtilen üç kategoriye ayrılmış olan bu eski fikirlere dönmenin ötesinde değildi.

            Bu tartışma ortamını göz önünde bulundurarak, daha sonra özetleyeceğim ve 11 Eylül öncesindeki evre ile ilgili soruları yanıtlamaya çalışmak için bazı genel konulara atıfta bulunma formülünü tercih ettim.

            Kayıtlara geçsin, ben tarafsızlıktan bahsetmiyorum: Seksenlerin ikinci yarısında[4] Şili Üniversitesi Eski Pedagoji Enstitüsünde bir tarih öğrencisiydim ve Augusto Pinochet başkanlığındaki sivil-askerî diktatörlüğün baskısını yaşadım. Bununla birlikte, iyi ya da kötü zaman geçti ve Şili tarihinde bu dönemi araştırmak ve anlatmak  benim sorumluluğumdadır. Bir bakıma durum üzerinde vurgu yapmamız darbe (Eylül 1973) ile nasıl sonuçlandığımızı, diktatörlüğü (1973-1989) ve insan haklarının büyük ve şiddetli bir şekilde ihlali anlamamızı ve açıklamamızı sağlıyor.

Sunumum, bilinçli veya bilinçsiz olarak diktatörlük ve terör rejiminin uç noktalarında bizi yönlendiren genel yörüngeler ve durumlar üzerinde odaklanmaya çalışacaktır.

            Zamanın baş karakterlerinin göremediği şey neydi? Bu noktaya nasıl geldik? Kendi tarihimiz bize zamanında göremediğimiz hangi işaretleri gösteriyordu? Sunumum, teknik bir rapor mantığı olmadan ve bir akademik günlük için tasarlanmış bir makalenin titizliği olmadan, bu soruların üzerinden bir makalede gezinmeyi amaçlıyor.

            Kafamda defalarca incelediğim hikâyeyi, ilk defa yaşadığım tecrübeyi özgürce konuşmak ve yazmak için sözcük ve düşünceleri daha fazla hesaplamaya gerek duymadan, tartmadan aktaracağım. Ancak yine de tarih yazımının mantıksal sıralamasının bize koyduğu kurallara da özen göstereceğim.

I. Yapısal Faktörler

19. ve 20. yüzyıllarda Şili tarihinde kuluçkaya yatan yapısal gerginlik, 1973 yılında çeşitli boyutlarda çöküş noktasına kadar yükseldi. Sadece sınıfların dialektik zıtlığına klasik bir kinaye değil, aynı zamanda neredeyse kaçınılmaz bir krize eğilimli daha büyük bir olguydu. Bu ‘çarpışma rotası’ ölümcül güzergâhını tamamlamış oldu.

  1. Tarihsel güç düzeninin parçalanması:

Bağımsızlıktan sonra, Marcello Carmagnani’nin otuz yıldan fazla süre önce belirttiği gibi[5], Creole[6] oligarşisi gücünü halihazırda kontrol edilmeyen tek boyutta, yani siyasi iktidarda birleştirdi. Bu iktidar gücüyle kendisine yeni çizilen haritada daha büyük bir yer vermekle kalmayıp  diğer sınıf ve grupların da rollerini belirleyen tarihi projesini tasarladı.

Bu tasarım, 19. yüzyılda şekillendirildi ve sadece, esasen oligarşi içindeki muhafazakâr[7] ve liberal[8] grupların anlaşmazlıklarından kaynaklanan siyasal düzenlemeler ile değiştirildi.

            19. yüzyıl hem Şili’de hem de Avrupa’da, daha alt sosyal sınıfların taleplerine kayıtsız kalan politik sistem tarafından karakterize edilen liberal modelin tükenişine; ne sendikaların çığlık ve çabalarına ne de Papa Leo XIII’[9]ün çağrılarına karşılık veren düzenlenmemiş bir kapitalizme; dikey hareket kabiliyeti çok az olan bir sınıf topluluğa[10],  okullarda ve devlet tarafından yönetilen daha yükseköğrenim kurumlarında (askerî okullar ve üniversiteler) eğitilmiş bir orta sınıf gün yüzüne çıktığı halde, özellikle Pasifik Savaşından (1879-1883)[11]  sonra kentsel merkezlerde yoğunlaşan çalışan kesimlerinin kitleselleştirilmesi, dikey mobilizasyonun çok az olduğu sınıfsal bir topluluğa; 1870’li yıllardan önce Karl Marx’ın ve sonrasında anarşistlerin fikirlerini yaymaya başlayan basının çalışmalarına sahne oldu.

            Yirminci yüzyılın başında, bu yapısal gerginlikler artık daha fazla gizlenemedi ve güçle kontrol edilemedi. Bu senaryoda, orta sınıf liderleri politik sahneye girdiler. Bunlar arasında: 1920 seçimlerinde başkanlığı kazanarak resme giren Arturo Alessandri de vardır. Bu orta sınıf birinin bu pozisyona ulaştığı ilk durumdur.

            Dahası, 1920’de bağımsızlıktan (1830) sonra bir tekel gücü toplayan oligarşi, onunla yalnızca rekabet etmekle kalmayıp, gücünü taleplere cevap verebilecek bir hükûmet programı ile sorgulayan bir siyasi liderin elinde kaybetti. Bu şekilde, bu yeni orta sınıfın, geçmişte olduğu gibi disiplinli ve uysal bir asimilasyon arzusu ile oligarşik grubun çıkarları için artık işlevsel olmadığını gösterdi. Bu sınıf artık farklı bir kimliğe sahip, daha üst sınıf olmak istemeyen ve kendi projesinin olduğunu gösteren (aynı Magna Carta ile birlikte neredeyse bir asır sonra yeni bir anayasayı da içeren) ve geleneksel oligarşinin ekonomik gücüne karşı koymak için devletin güçlenmesinin kilit unsur olduğu kongrede çoğunluğu elinde bulunduran orta sınıftı.

            Alessandri, ayrıca Pasifik Savaşı sonrasında çıkarları kısıtlanan orduyla da anlaşmazlığa düştü ve aynı zamanda onlara baskı uygulamayı da fırsat olarak gördü. Şili tarihinde bu yeni aşamada ortaya çıkan istikrarsızlık, 1925’te Alessandri hükûmetini sona erdirdi ve 1931’de Alessandri’yi bir isyan suçlamasıyla gönderildiği sürgünden geri dönene kadar, siyasi istikrarsızlık devam etti. 1932 mayısında Tarapaca Eyaleti Senatörü seçildi. O yılın sonunda ve Juan E. Montero hükûmetinin devrilmesi ile birlikte başkanlık yarışına girdi ve 1932 ekim ayında ikinci kez başkan seçildi.

Artık zayıf bir destek ile oligarşiye karşı ülkeyi yönetme hususunda 1920’deki Alessandri ile aynı kişi değildi. Dönüşünde yeni bir formül uyguladı: orta ve alçak sınıfları etkisiz hale getirmek için siyasal iktidarın kontrolünü ele alacağı bir modeli en güçlü olan (oligarşi) ile ittifak etti. Bu arada Maliye Bakanı girişimci Gustavo Ross, hükûmetin çıkarları için bir tehdit oluşturmayacağına dair güvence vermek için ekonomik gücü kontrol edecekti. Böylece, oligarşinin iktidar tekelini geri kazanmasına izin verecek bir yönetim modeli yapılandırıldı ancak statükoyu idare etmek, mevcut olan işlevsel bir orta sınıf siyaseti vasıtasıyla mümkün olabilecekti. Şili’de 20. yüzyıla değinen tarihçiler tarafından fazlasıyla belgelenmiş olduğu üzere, 19. yüzyılın liberal modelinin çökmesine ve Karl Marx’ın eleştirilerine ve Papa Leo XIII’ün uyarılarına sebep olan yapısal çelişkiler, çözümlenmedi. 1950’lerin ortalarında toplumsal protestolar popüler sektörlerin yaşadığı açlıkla ve hükûmetlerin enflasyon ve dış borç ikilemini çözememesi sebebiyle ortaya çıktı.[12] Raul Prebisch tarafından önerilen formül, 1940’ların sonunda ve bir sonraki on yılın başlangıcında, entelektüeller arasında heyecana sebep oldu ancak en azından Şili’de yoksulların masasına fazla yiyecek koyamadı.

            Birçok yönden, Papa John XXIII tarafından yönetilen İkinci Vatikan Konseyi (25 Ocak 1959), kilisenin Rerum Novarum[13] ile açtığı toplumsal doktrini güçlendirdi ve fakirin endişesini ortadan kaldıran Hristiyan ahlak yasasına daha meşruiyet kazandırdı. 1891’de olduğu gibi bu konum ile devrimci Marksizm arasındaki mesafe çok da fazla değildi. Bu manevi vizyonlar ve inançlar arasındaki köprü, bu konsey ile Temel Kilise Topluluğu (basic ecclesial community-BEC) ve Medellin Konferansı ile sağlanan Kurtuluşun Teolojisi (Theology of Liberation) tarafından kuruldu. (1968)

            Bu senaryoda statükoyu[14] değiştirme baskısı çok büyüktü. Böylece Şili tarihi, on yılını kapatan bir kilometre taşıyla güçlü bir ivme kazandı: Küba Devrimi (1 Ocak 1959). Bu olay Soğuk Savaş döneminde Latin Amerika’nın tarihinin önemi artırdı.

            Bu olay ve devrimin sürekliliği, pek çok sanatçı ve aydını, zamanında dünyanın en önemli entelektüellerinden biri olan Jean Paul Sartre’nin durumunda olduğu gibi, devrime kamu desteğini vermeleri konusunda cesaretlendirdi. Şili’de siyasetin sol eğilimi üzerinde önemli bir etkiye sahip olan bu süreç, sol ve merkezdeki gençlerin ilgisini çekti. Bakır ve tarım reformunun ulusallaştırılması, merkez-sol siyasi partilerin ekonomik söyleminde kilit noktaları oluşturdu, bu durum muhafazakâr sektörlerle ve çoğunluğu Birleşik Devletler’den gelen (büyük madencilik endüstrisi) bakır yatırımcılarıyla aradaki tansiyonu arttırdı.

            Şili’de Democracia Cristiana (D.C.)[15] adlı merkezin yeni bir siyasi partisi yoksulları savunan bu katolik ahlakını temsil etmeye ve sloganlarını uygulamaya çalıştı: Çok kontrollü bir tarım reformu ve temel çözüme zarar veren bakırın ulusallaştırılması (kamulaştırma) söz konusu da olsa hükûmet bir özgürlük devrimi  (1964-1970)[16] gerçekleştirdi.

ABD’nin desteğine ve muhafazakâr sektörlerin korkusuna rağmen, proje yetersiz kaldığı için başarısızlıkla sonuçlandı. Frei yönetiminin sonunda, Şili’nin büyük sorunları neredeyse dokunulmamış olarak kaldı ve başlıca sıkıntılar devam etmekteydi. Bu bağlamda ve çok fazla mücadele eden bir seçim çerçevesinde, Sol Birliği’nin Halk Birliği (Popular Unity) olarak adlandırılan lideri Salvador Allende,% 36,6 oyla iktidara geldi. Başka bir devirde bu destek, gücünü korumak için yeterli değilse de o günlerde oylamada Halk Birliğinin[17] bir devrim yapması için yeterli oldu.

            Genel olarak bakıldığında, bu Şili devrimi halktan tarafından, en azından halkın liderliğinde olmadı. O zamanki siyasi partilerin ana liderlerinin ve solun hareketlerinin hızlı bir analizi, özel okullarda eğitim görmüş kişilerin, çoğu zaman üniversite çalışanları ve üst-orta sınıf ailelerin çocukları olduğunu fark etmemizi sağlarken, yeni ve başarılı Şilili iş adamlarının ortaya çıkmasına izin veren ekonomik mucize; teröre karşı koyma kabiliyetinin olmadığı bir dönemde, yalnızca devlet teşebbüslerinin ve kaynaklarının dağıtımı ile ortaya çıkmıştır. Bu kişiler yüksek oligarşinin çocukları değilken, açıkça halkın çocukları da değillerdi.

            Bununla birlikte, Şili tarihindeki diğer hükûmetlerden çok daha fazla kendisini halkın temsilcisi olarak ilan etti ve aslında bu sosyal kesimin katılımı büyük beklenti yaratmayı başardı. Fakat bu kırılgan beklentinin ömrü, dayandığı seçim desteği kadar kısa oldu. Bu siyasi projenin ani sonu, siyasi açıdan tarihin seyrini ters yönde değiştirecek ve bir şekilde, 1932 yılını yeniden yaşatacaktı. Orta sınıfın bir diğer figürü hırs ile dolu olan Augusto Pinochet, servetini ve daha fazla para kazanmayı garantilemek için geleneksel oligarşi ile ittifaklar kuracaktı. Bunu popülerizmin araçlarıyla değil, kuvvet kullanımı ve terör aletleri ile yapacaktı. Bu komploya ortak olan diğer yüksek ve orta sınıftaki siviller, insan haklarının ihlallerini görmemeye ve duymamaya uğraşırken iktidarın ve ekonomik gücün yanında yer alarak bu komploya suç ortağı oldu. Dolayısıyla, yeni ve başarılı Şilili iş adamlarının ortaya çıkmasına izin veren ekonomik mucize, karşı koyma kabiliyeti olmayan bir terör döneminde sadece devlet teşebbüslerinin ve kaynaklarının dağılımından kaynaklanmaktaydı. Dolayısıyla Şili’deki sistematik insan hakları ihlalleri ile devlet teşebbüsleri ve devlet kaynaklarının bu trajedi ile ceplerini dolduran (eski ve yeni) özel girişimcilerin eline geçmesi arasında çok yakın bir ilişki vardır.

  • Ekonomik Kutuplaşma: Zengin ve Fakir

Zenginler ve yoksullar arasındaki ekonomik kutuplaşmalar, on dokuzuncu yüzyılın sonlarından bu yana seçkinlerin sosyal vicdanında uyuyan haldeydi. Yukarıda belirtildiği gibi bu gerçek 19. yüzyılın son 3. çeyreğinde fikirleri işçiler arasında yayılan Karl Marx tarafından incelenerek ekonomik ve politik teoriye dönüştürülmüş ve Luis E. Recabarren gibi işçi liderlerinin politik söylemlerinin değişimine sebep olmuştur.

Üst sınıf elitler, kapitalist dünyadaki eşitsizliğin genel durumunu ifade eden Encyclical Rerum Novarum’un (1891) etkisi ve yaygınlaştırılması sayesinde bu konunun farkına vardı. Şili’de Şili bağımsızlığının yüzüncü yılı, çeşitli sektörlerden çok sayıda kanaat önderinin, “sosyal mesele” olarak adlandırılan toplumsal eşitsizlik ve yoksulluğun tasvirsel adlandırıldığı ilk yüz yıllık bağımsızlığı eleştirel bir biçimde değerlendirmesini sağlama fırsatını buldu. Bu tartışmaların merkezinde[18] doktrinsel olarak çözülen iki durum: Katolik Kilisesi ve Marksizmin sosyal doktrinidir. Bu sebeple eşitlik, adalet ve tarafsızlık gibi kategorilere odaklandığı etik tartışması yapıldı. Bununla birlikte, eşitsizlik, bu fenomende yeteneklerin eşit olmayan dağılımının doğal bir yansıması olarak algılanan liberalizm için bir meseleydi.

Ancak kapasitenin eşit olmayan dağılımın doğal bir yansıması olarak görülen eşitsizlik olgusu liberalizm için bir analiz meselesi değildi. Takip eden on yıllarda da eşitsizlik kavramı Şili siyasi ve felsefi tartışmalarında yer aldı ancak bir şekilde bu tartışmaların retorik doğası; eşitsizliğin gerçek sorumlularının (işveren ve yöneticiler) günahlarından kaçmalarına imkân sağladı çünkü bu konu aslında temelleri olmayan başka birçok sorunla aynı şekilde tartışıldı.

Yarım yüzyıl sonra, Şili Üniversitesi Hukuk Fakültesinden genç hukuk öğrencisinin son bir yıllık tez projesi sebebiyle bu algı değişti: Ricardo Lagos E., Şili’de ekonomik gücün yoğunlaşması hakkında yazdı.[19] O zamana kadar sadece teorik olarak düşünülen bir tartışma için ampirik temel oluştururdu. Günümüzde bu çaba sadece teorik ve metodolojik olarak neredeyse önemsiz gibi görünse de zamanında bu tartışma devrim niteliğindeydi; Time dergisi tarafından bu genç adamın röportajı yapıldı ve La Nación Gazetesi tarafından Ekonominin Mozartı olarak adlandırıldı.

Nitekim Lagos’un çalışması, Şili gelişim modelinin ayrılmaz krizinin başlıca belirtisini teşhis eden Jorge Ahumada’nın iki yıl önce yaptığı analizi ile tamamlandı: Zengin ve fakir arasındaki muazzam eşitsizlik.

Birkaç yıl ayrılıktan sonra geri dönen birçok Şilili, hayal kırıklığına uğradı ve hatta vatandaşlarının refah içinde ve imkânlarla dolu bir hayat sürmesi için bütün şartları gerçekleştiren bir ulus yerine; bir yanda azınlığın mağrur ve gösterişli yaşamı varken diğer tarafta birçoğuna sadece hüzünlü bir yoksulluk gösterisinin reva görülmesine şahit olmaktan acı çekti ki bu durum konu hakkında fikir sahibi olmayan gözlemciyi bile ıstıraba sürüklerdi.[20]

Zenginlik yoğunluğunun bu oldukça kesin imajı, yıllar sonra, Mapa de la Extrema Pobreza en Chile [21](1974) başlıklı raporla tamamlandı ve burada, bu ekonomik güç yoğunluğunun diğer bir parçası olduğunu kanıtladı. Bu yapısal çelişkileri inceleme çabası diğer yazarlar ve metinlerle[22] devam etse de, Lagos’un kitabı kendine has bir mülkiyete sahipti ve bütün bu kavramları teoriden gerçeğe taşıdı. Böylece, toplumsal piramidin üst kısmındaki zenginlik yoğunluğu ile tabanındaki yoksulluk kitlesi arasında yapılan sebep ilişkisi, Şili’nin ekonomik ve sosyal realitesinin gerçek bir aksiyonu haline geldi. Ayrıca Roma Kulübü, büyümenin sınırları üzerine efsanevi bir raporda[23] yer aldığında servet kavramsallaştırma yöntemini aynı şekilde kullandı: Dağıtım yapısı sadece sıfır toplamlı görüşmelerle bağlantılı olan ve bir kişinin kazandığı diğer kişinin kaybettiği esnek olmayan bir boşluk.

Böylece, zenginlik ve yoksulluk arasındaki sebep ilişkisi, tartışma ve kuşkuya yer bırakmadan birleştirildi. Bu sebep ilişkisi anahtardı çünkü Marksist perspektifte sermayenin yoğunlaşması ve bilimsel statünün verilmesi üzerine ideolojik ve karşı-olgusal olarak meydan okunana kadar bir teze yenilenmiş bir temel verdi. Aksine, Lagos ve MIT’in hazırladığı Roma Kulübü raporunun çalışmaları o güne kadar yapılan teorik değerlendirmelerini ampirik olarak destekledi. Bundan sonra yoksulluk sorunuyla mücadeleye odaklanan herhangi bir kamu politikası, zenginlik sorununu çözmek zorundaydı çünkü birikimi yalnızca yeteneklerin eşit olmayan dağılımının sonucu değil aynı zamanda fırsatların ve ayrıcalıkların dağıtım mekanizması olarak kesin tarihsel koşulların bir sonucuydu. Ayrıca, yoksulluk sorununu kararlılıkla ele alan herhangi bir kamu politikası servetin üstten tabana taşınmasını teşvik etmedi. Tarım reformu, yabancı sermayenin kamulaştırılması ve özel girişimlerin toplumsal sermayeye taşınması bu önerilerin dışında kaldı. Bu arada bu program, Halk Birliği hükûmeti tarafından alınan programdı.

  • İdeolojik Kutuplaşma: Sağ ve Sol

Şili politikasının ağırlığı 1920’den beri bir uçtan diğerine kaymış olmasına rağmen, sol ve sağ kutuplaşması 1960’larda aşırı bir hale geldi ve Salvador Allende’nin 1970 başkanlık seçimini kazanma olasılığı ile yoğunlaştı.

Nitekim 1920’de Arturo Alessandri, dönüşümlü bir liderlikle, aynı zamanda Liberal Partinin bir parçası olarak sağ kanattan iktidara geldi. 1927’de, Emiliano Figueroa Larraín hükûmetinin kısa görevinden sonra orta sınıf bir askerî görevli olan merkezi görüşteki Carlos Ibáñez del Campo iktidara geldi ve daha güçlü bir hükûmet fikriyle vurgulandı. Bununla birlikte, 1929 ekonomik krizinin etkileri ve öğrenci protestolarına karşı güç kullanma eğilimi 1931’de kendisine iktidarı kaybettirmiştir.  Daha sonra ılımlı bir siyasetçi olmasına rağmen Juan E. Montero, birkaç aydan fazla sürmeyen sol bir hükûmet olan Sosyalist Cumhuriyete başkanlık yaptı. Özetle, 1924-1932 yılları arası Şili için on yedi cumhurbaşkanı, üç diktatör, dokuz darbe (başarılı ve başarısız), zorunlu işten çıkartmalar, iki kez parlamentonun kapanması, iki ekonomik kriz sayısız bakan ve milletvekili gibi kısa ama yoğun politik istikrarsızlık dönemiydi. Bu bağlamda, Arturo Alessandri başkanlığı ikinci turunu kazandığında sağ kanat bir siyasete dönüşmüş ve anayasal dönemin sonuna kadar ülkeyi yönetmiştir. (1938) Arturo Alessandri ikinci hükûmetinin sonunda maliye bakanı Gustavo Ross, onun yerine geçmesi için tercih edilen aday olmuştu. Buna rağmen sağ kanat için finans büyücüsü olarak değil aynı zamanda açlık bakanı olarak; sol tarafta ise sınırlı cazibesi ve seçmenleri hoşnut etme konusundaki az ilgisinden dolayı teşvik etmek zor bir adaydı. Seçim dengesi, Sigorta Emekçisi Ofislerinde 64 kişinin ölümüyle sonuçlanan bir siyasi olay sebebiyle merkez sol, Pedro Aguirre’ye yöneldi. Hükûmetin suçlandığı bu olay sonucunda Aguirre % 50.1 ve Ross % 49.2 oy aldı.

1952 yılına kadar bu seçimden sonra ülke Frente Popular[24] adlı merkez sol koalisyon tarafından yönetildi ve 1948 yılına kadar bu koalisyonun üçüncü ve son başkanı olan Gabriel Gonzalez tarafından yasa dışı ilan edilene kadar komünist partinin saflarında yer aldı. Bu şekilde, sarkaç sağdan soldaki kanadın en sol kanadının siyasi partisi olan Şili Komünist Partisini de içine alacak şekilde salladı.

Kamulaştırmayı temsil etmesine rağmen bütün radikal hükûmetler ve özellikle ikincisi, yolsuzluk skandalları ve bunları meşrulaştırma ile sallandı. 1952 seçimlerinde hiçbir aday seçmeni cezbetmedi. Sağ kanattan sol kanatta olan seçenekler zaten sınanmıştı ve hiçbiri krizin etkilerini hâlâ hisseden bir toplumun beklentilerini karşılamayı başaramadı. Hatta 1929’da ve daha sonra orta sınıfın yoksullaşmasıyla sonuçlandı.

Bu bağlamda, Carlos Ibáñez yolsuzluğa son vermeyi vaat ederek sahneye döndü. (Kampanyasının resmi süpürgeydi.) Diğer seçeneklerin hayal kırıklığına uğratması sebebiyle görünür bir ideoloji ve bir parti olmadan bir aday olarak başkanlığı kazandı (% 46,79 oy ile ). Uygulamada ise Ibáñez, İkinci Dünya Savaşında Almanya’nın yenilgisiyle örtülü güçlü Nazi eğilimleri ve Tarımsal İşçi Partisi, Popüler Sosyalist Parti ve Şili Kadın Partisinin desteği ile sağ kanattan bir popülist olarak yönetti.

            Yüksek dış borç ve enflasyon[25] sayesinde dönem boyunca IMF[26]‘nin getirdiği parasal istikrarı sağlayan ilk program, mali açığı tersine çevirmek için sosyal harcamaların azaltılması temelinde gerçekleştirildi. Deney, Enrique Sierra tarafından belirtildiği üzere, iki yıl sürdü ve etkilenenlerin aktif muhalefeti tarafından terk edildi.

 İdeolojiden veya somut pratik anlamı olmayan konuşmalar, dış borç ve enflasyon gibi teknik açıdan karmaşıklığa sahip olan sorunları çözmekte yetersiz kaldı. Anlaşılan o ki daha az yapmacık bağlılık ve daha fazla matematik gerekiyordu.

Bu bağlamda, Gustavo Ross’a benzer bir figür sahneye girdi – Jorge Alessandri Rodríguez. Arturo Alessandri’nin oğlu olmasına rağmen, babasıyla çok farklı bir profile sahipti. Uzman bir mühendis, çok katı ve sessizdi. 1958’deki başkanlık yarışına Bağımsız Muhafazakâr Parti ve Liberal Partinin desteğini de alarak bağımsız bir politikacı olarak girdi. Bu aşamada, Jorge Alessandri 1947’de en üst temsilcisi olduğu üst sınıfı ve işverenleri açıkça temsil etti.[27] Buna göre ivme zamanla sağa doğru kaydı. Jorge Alessandri oyların % 31,56’sını alarak, Salvador Allende ise % 28,8’lik oyla ikinci oldu. Üçüncülüğü % 20.70 oy ile Eduardo Frei aldı, % 15.55 ile Luis Bossay dördüncü oldu.

            Oy dağılımı, seçmenlerin ve çok taraflı sistemin parçalanmasının yanı sıra kamu politikaları yöneliminin yönelmesini ve böyle düşük bir desteği olan bir hükûmetin önümüzdeki altı yıl boyunca sahip olması beklenen meşruiyeti az olacaktı. Nitekim, sonuçlar çok zayıftı. Para istikrarına ilişkin bir deneme, IMF tarafından önerildiği gibi tekrar uygulanmış ve iki yıl sürmüş; sonrasında güçlü muhalefet tarafından yine terk edilmiştir. Alessandri rakipleri tarafından tarım hususuna yeterince eğilmemesi ve çekingen bir tarım reformu uygulaması nedeniyle çok eleştirildi. 1960’dan itibaren grevler ve protestolar hükûmet ve ülke için önemli siyasi istatistikler haline geldi.[28] Bu karışıklık senaryosunda 1964 cumhurbaşkanlığı seçimleri başlamıştı. Bu başkanlık koşuşturmasında tanınmış iki aday vardı: Allende ve Frei ve bunlara ek olarak rolü Allende’ye oy sağlamak olan Julio Durán. Nitekim beklendiği gibi oldu. Seçimdeki tek bozukluk bununla da sınırlı değildi; Frei, kampanyalar tarafından kullanılmayan bir seçmen bulunduğunu keşfetti; kadınlar 1949 yılından bu yana cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanma hakkını kazandılar[29]. Kampanyası bu gruba özel olarak odaklandı ve çok başarılı oldu. Oylama sona erdiğinde Frei, %56,09 oy aldı; Allende %38,93 ve Julio Durán % 4.98. Artık ivme merkeze doğru kaymıştı.

            1957’de Hristiyan Demokrasi Partisi, Katolik Kilisesinin sosyal doktrini ve Jacques Maritain ve Emmanuel Mounier’in esaslarını takip eden muhafazakâr partiden gençler tarafından kuruldu. Yukarıda belirtildiği gibi büyük bir değişimi temsil eden fakat sistem içinde bir özgürlük devrimi önermişlerdir. Ülkenin ekonomik gelişimini iyileştirmek için daha iddialı bir tarım reformu ve bakırın millileştirilmesi için iki yol önerdiler. Bu ideolojik ve siyasi tercih politik merkezi ve orta sınıfı cezbetmişti. Bu devrim, en ılımlı ekonomik ve sosyal kazanımları için bir tehlike oluşturan bir devrim fikrinden korkuyordu. Önceki iki hükûmet gibi DC’de yüksek dış borçlanma, enflasyon ve IMF’nin iki yıl boyunca uygulanan önlemler paketi istikrar planı ile üstesinden gelemediği sorunlar sebebiyle terk edildi.

  • Politikalar: İçeride ve Dışarıda Siyasi Taraflar

1960’lar, toplumsal hareketlerin Şili’ye zafer getirdiği, Amerika’daki sivil hakların mücadelesine benzer bir dönemdi. Muhtemelen bu yenilik, bu sosyal hareketlerin[30] çoğunlukla üniversitelerin kapsamını genişletmek ve demokratikleştirmek için savaşan üniversite öğrencileri (orta sınıf ve üst orta sol orta kanat) içerdiğinden kaynaklanmaktadır.

 1961’de Devlet Teknik Üniversitesindeki ilk öğrenci hareketi gerçekleşti; bu da 1967’de akademisyenler ve öğrenciler arasında tartışılan bir reforma sebep oldu. Aynı yıl Valparaiso (Haziran) ve Santiago (Ağustos) Katolik üniversitelerinde önemli öğrenci hareketleri yaşandı. 1968’de Federico Santa Maria (Valparaíso) Üniversitesi, Devlet Teknik Üniversitesi, Şili Üniversitesi ve Concepción Üniversitesinde başka bir tezahür ortaya çıktı.

Onların iddiaları, üniversitelerin özerk olmamaları ve daha fakir kesimden olmak üzere daha fazla öğrenci dâhil etmemesinden ötürü üniversite sistemine yönelik eleştirilere dayanıyordu. Bu eleştiriler, derin hayal kırıklığı yaratan bu eşitsizlikler ve bu döneme ilişkin temel çelişkiler, farklı siyasi görüşlere sahip, fakat ortak değerlerden esinlenen birçok genci bir araya getirdi.

Özellikle Katolik üniversitelerinde meydana gelen öğrenci hareketleri, çok önemlidir çünkü gençlerin duymaları ve dikkate alması için çok açık bir talep oluşturmuştur. Bu yalnızca bir siyasi talep değil, bu neslin aldığı ve yaşaması gereken dünyayla ilgili bir eleştiri idi. Bu nesillerin tepkisi, parti sistemine dışarıdan meydan okuyordu. Sadece büyüyen ve devrimci hippi hareketi yüzünden değil, birçok genç insan daha önce bahsedilen eleştirileri paylaşan yeni siyasi partilere ve yeni organizasyonlara odaklandı.

Bu, her zaman var olan yapısal bir faktördür ancak 60’lı yıllar boyunca başka sebeplerin yanı sıra o yıllarda gençlerin yeni ve güçlendirilmiş rolü sebebiyle daha büyük bir önem kazanmıştır.

Bu eğilim, Küba devriminin bu olayı gören sol genç insanlar üzerindeki etkisiyle daha da arttırılmıştır. Sosyalist bir toplumun Latin Amerika’da da mümkün olduğunu kanıtlamakla kalmayıp izin istemeksizin ayaklanmalar yoluyla dışarıdan inşa edilebileceğini kanıtladı.

Bu sadece solun devrimcilerine değil özerkliğini, bazen de sistemle kopuşunu, daha iyi bir dünya inşa etmenin tek yolu olarak gördüğü diğer birçok genç gruba yönelik bir mesajdı.

II. Konjoktürel Faktörler

Popüler Birlik Hükûmeti, sömürge döneminden beri Şili’de kurulan ekonomik açıdan en önemli çıkarlara bir tehdit oluşturdu. Şili devrimi statükoyu kırmayı önerdi ve düşük bir başlangıç desteğine rağmen yeterli güce sahipti: Örneğin, resmi gücün ayrıcalıklarına sahipti (anayasal güç); tehditkâr bir söylem, zamanın oligarşisini terörize etmek için gerekli olan irade ve her şeye inanmak için yeterli öznellik. Bu sadece arzulanan bir şey değil aynı zamanda Şili halkının büyük çoğunluğunu temsil eden bir iradenin tasarısıydı.

Patricio Guzmán’ın 1972 ve Eylül 1973 arasında Şili’deki gelişmeleri kapsayan uzun saatler boyunca çektiği muhteşem belgesel, La Batalla de Chile (Şili Savaşı) bunu örneklendirmenin etkileyici bir illüstrasyonudur. Ülke, kontrol dışına çıkmaya başladı ki bu sadece darbe tarafından durduruldu. Darbe bu kontrol kaybını engellemeyi başardı fakat en az Popüler Birlik tarafından önerilen değişikliklerin sebep olduğu korku kadar büyük bir terör dönemi başlattı.

2.1. Ulusal kalkınma projesinin krizi:

Şili’nin ulusal kalkınma projesinin krizini anlatmaya yönelik birçok yol var. Bunlardan biri, teorik çerçevesi birçok yayında ele alınan siyasi ekonominin spesifik alanlarındaki aykırılıkları incelemektir.[31]

Gizlenmiş tarihsel ayrıntıya girmenin başka yolu, başyapıt olarak Anibal Pinto S. C.[32]‘nin eseriyle birlikte, aynı zamanda Cariola, Sunkel ve Sagredov tarafından derlenen çok uzun bir tarihçilik eseri listesiyle birlikte, neyin işe yaramadığını en az 1990 yılına kadar açıklıyordu (Aşağıdaki resim çok iyimser değil). Krizi çözmenin üçüncü yolu, olanları gözden geçiren birkaç eser düşünüldüğünde kullanmayı düşündüğüm seçenek şudur: İlk olarak, ilk kez 1958’de  yayınlanan Jorge Ahumada’nın dikkate değer bir eserini, ikinci olarak Osvaldo Sunkel’in ilk kez 1967’de yayımladığı bir makalesini iyi incelemek gerekir.

            Yukarıda belirtildiği üzere, 1958’de Jorge Ahumada, Şili’de kalkınma modelinin durgunluğunun anahtarlarını incelediği En vez de la Miseria[33] (Sefalet Yerine) başlıklı bir kitap yayımladı.[34] Vizyonu, o noktaya kadar geçirdiğimiz yolu çok eleştiriyordu ve krizin ayrılmaz bir durum olduğunu düşünmeye cesaret etti.

Jorge Larraín’in[35] ve diğerlerinin belirttiği gibi bu kitap çok büyük bir etkiye sahip oldu: 30 Temmuz 1958’de yayımlanan ilk baskıyı aynı yıl 31 Ekimde  ikinci baskı, daha sonra diğer baskılar takip etti. Kısa vadede, sağduyusu ve pedagojisi sayesinde bu kitabın getirdiği model insanların bakış açısını değiştirmeyi başardı. Şili Üniversitesi Yayınevi 1966’da ölümünden sonra 1958 tarihli ana tezini özetleyen bir başlıkla birlikte kitabını yayımladı. Adı La crisis Integral de Chile(Şili’de kapsamlı kriz)[36].

            Metnin yapısı ayrıca hem mantıksal olarak sorunlarla sıralanmış bir hikâye hem de muhtemel çözümlerin bir listesi olarak yardımcı oldu. Birçok kişi için, Şili’nin adil bir şekilde modernleştirilmesi ve Başbakan Eduardo Frei’nin iktidara gelmesi için gerçek hükûmet programı kitabı haline geldi.[37] Hükûmet programının geliştirilmesine ve 1964’teki tam kongreden önce Başkan Eduardo Frei Montalva’nın ilk konuşmasının hazırlanmasına katkıda bulunmasına, özellikle de orijinal bir tarım reformu çağrısında büyük bir esin kaynağı olmasına rağmen -1965 yılı başında ölen- yazarın eserinin temelini oluşturan fikirleri hükûmetin bir parçası değildi.

            1967’de ilk çalışmanın yayımlanmasından yaklaşık on yıl sonra, ikinci çalışmanın yayımlanmasından da bir yıl sonra, Osvaldo Sunkel[38], biraz daha az bilinen başka bir çalışmayı yayımladı. Ancak yine de 70’li yılların ilk yıllarındaki olayların gidişatını anlamak gerekli bir çalışmadır. Eserde kısmen de olsa, maruz kaldığı kendi sömürge acısını ve Raul Prebisch ile çok alâkalı teoriye yer vermiştir. Sunkel için 1967 açıkça ithal ikameci sanayileşme (ISI) başarısız olmuştu.

Endüstrileşme aşaması, bu süreçten beklenen bütün faydaları sağlamadı. Özellikle, ona atfedilen temel hedeflerden birine uymamaktadır: Dış bağımlılığın azaltılması.[39]

            Sunkel’in çalışmaları, uzun süredir beklenen ISI projesinin merkezi hedefinde ve sonrasında başarısız olduğunu belirten çok güçlü bir eleştiri yaptı. Aynı metinde yazarın aksiyonu “ihraç et veya öl” olan modelin tersine çevrilmesi ihtiyacı doğdu. Merkez çevre modeliyle yerli ekonominin korunması hususunu başarmış olmalıydı. Sunkel, tarımı, verimli üretimi artırarak ülke için çözüm olarak gördü.[40] Bununla birlikte, bu çözüme ulaşmanın çok ötesinde, Halk Birliğinin yönetimi sırasında yürütülen tarım reformu sürecinden kaynaklanan çalkantılar ve çatışma sebebiyle çöküntüye uğradı.

            Özetleyecek olursak zamanlarının en önemli aydınlarından ikisi, kurumsal tercih konusunda cesur bir teşhis koydu ve gelişmekte olan çözüm olarak alternatif seçeneği ilan edenlere zemin hazırladı. Sanayileşmenin başarısızlığından sonra olası yollar üçe indirildi: Tarım reformu, madenlerin kamulaştırılması ve özel üretken mülkiyetin toplumsal mülkiyete devri (Üç mülk alanından biri)[41]. Çözümler için bu formüller özetlendi ve bazı durumlarda kısmen uygulanmıştı ancak Popüler Birlik Hükûmeti yıllarında serbest bırakılan ciddi yargısal çatışmalar içeriyorlardı.

2.2. Şiddetin Artması

Ticaret sektörü için Halk Birliği hükûmet programı kendi başına miras ve yaşam biçimine yönelik ilk şiddet eylemiydi. Cumhurbaşkanlığı kampanyasının başlangıcı ile hissedilen nüfuz kaybı ve tehdidin algısı hızla artıyordu.

Buna karşılık, Allende hükûmetiyle bağlantılı sektörler, neyin yapılması ve nasıl yapılması gerektiğine ilişkin tek bir söylemi ifade etme yeteneğinden yoksundu. Halk Birliği içerisinde iki karşıt görüş vardı: Bir yandan, yasal yollarla Sosyalizm kurma fikrini destekleyenler vardı, Başkan Salvadore Allende tarafından önerildiği ve Komünist ve Radikal partilerin, MAPU Obrero Campesino tarafı ve Sosyalist Parti kesimlerince desteklendiği gibi; öte yandan, MAPU (Oscar Guillermo Garretón liderliğindeki), Sosyalist Partinin bazı kesimleri ile MIR (koalisyona ait olmayan)[42] tarafından desteklenen, müzakereler ile veya müzakeresiz, hukuki yolla veya hukuk dışı olmak üzere daha radikal biçimde sosyalizmin kurulmasını isteyenler de vardı.

Özü itibarıyla siyasi konu buydu. Halk Birliği hükûmeti, kendi amaçları doğrultusunda birleşmedi. Buna ek olarak, muhalefetle karmaşık bir mücadele içinde olmak zorunda kalınmıştı; şöyle ki: Muhalefet her fırsatta karşı koyabiliyor, savaşıyor, komplo kurabiliyor ve hükûmetin istikrarını bozmak için elinden gelen her şeyi yapabilecek konumdaydı. Hükûmet bu saldırılarda, zayıflığından ötürü kurban halindeydi. Aslında, 1972 yılının ortasında, yönetimin dini disiplin uyguladığı hükûmet programını değiştirmesi gerektiği anlaşıldığında Allende rotasını değiştiremedi ve kendi destekçilerini disiplin altına alamadı.

1973 ortalarında, ekonomik durum çok kasvetliydi. Kalkınma stratejisi başarısızlıkla sonuçlandı ve ihtimal (enflasyon ve temel emtia sıkıntısı) tüketicileri, işverenleri ve hükûmeti zorladı. Aslında, Halk Birliği hükûmeti, Washington[43] tarafından desteklenen bir iç boykot ve komplonun muhatabıydı ancak aslında hükûmet ile koalisyonu birleşerek güçlü olsaydı ve kongreden daha güçlü destek görseydi, bu strateji ve etkilerin hiçbiri onu tehlikeye sokmak için yeterli olmazdı. Bununla birlikte, halk dayanışması içinde iki rakip görüşün yanı sıra (yerli ve yabancı) muhalefetin ülkenin istikrarı için çarpıcı bir anlaşmada bulunduklarına dair tamamen farklı bir senaryo da vardı.

Siyasal tutumların radikalleşmesi sokaklara aktarılmış ve muhalif gruplar arasındaki fiziksel şiddet günlük olarak başlamış ve ciddiyet artmıştır. Genç okul ve üniversite öğrencileri, savaştıkları her türlü silahı (ateşli silah bile olsa) taşıdıklarından daha büyük bir trajedinin başlangıcı olan istikrarsızlık ve belirsizlik ortamı yaratmışlardır.

Radomiro Tomic, Macbeth’e atıfta bulunurken, 1973’te General Carlos Prats tarafından da belirtilmiştir.

“Klasik Yunan trajedilerinde olduğu gibi herkes ne olacağını biliyor, herkes bunun gerçekleşmesini istemediğini söylüyor ve herkes felaketi gerçekleştirmek için tam olarak ne gerekiyorsa onu yapıyor.”

Radomiro Tomic

Buna ek olarak, Collier ve Sater’in iddia ettikleri gibi daha sonra gelen trajedinin büyük bir kısmı, bu görüşün asla Şilililer’in[44] açık bir çoğunluğu tarafından paylaşılmamasından kaynaklanmıştır.[45] Aslında Halk Birliği, sadece meclisin %40’ını ve senatonun %30’unu denetledi; diğer bir deyişle, Şili’deki muhalefet tarafından ve Washington tarafından açıkça direnen bir devrimi yönetmeye çalışıyordu (Özellikle Temmuz 1971’de bakırın kamulaştırılmasının ardından).

O andan itibaren, sayısız yayında kanıtlanmaya başlandığı gibi devrimci deney modelinin zamanı hızla azalmaya başladı ve iç siyasi gerginlik sokak şiddetine dönüştü.

Mart 1973’teki genel seçimlerde Halk Birliği oyların %43,4’ünü elde etti ve azınlık rolünü sürdürdü ancak bu anayasayı kaldırmak, devrim için yeterliydi. Ordu, hükûmeti terk etti ve böylece kaçınılmaz bir yola girdi.

Albay Roberto Souper, 29 Haziran’da General Carlos Prat’ın kendisi tarafından başarıyla bloke edilen bir darbe girişiminde bulundu.

Temmuz ayında Allende, Kardinal Raúl Silva aracılığıyla muhalefetle müzakerelerde bulunmaya teşebbüs etti, neticede başarısızlıkla sonuçlandı.

Ağustos ayında CIA’nın finansal desteği ile Ulusal Kamyon Sahipleri Federasyonu (CNDC’nin İspanyolca kısaltması) genel bir grev başlattı. Bu grev, Washington’tan alınan fon sayesinde ekonomik hasarlara rağmen hızlı bir şekilde sonuçlanacak herhangi bir baskı oluşturmadı.[46]

Eylül ayında, Guild Ulusal Komutanlığı (İş Organizasyonu Koordinatörü), Halk Birliği hükûmetine karşı ulusal bir saldırı çağrısında bulundu.

Aynı ayın dokuzuncu günü, Sosyalist Parti genel sekreteri Carlos Altamirano, çatışma çağrısında bulundu ve her türlü diyalog imkânını ortadan kaldırarak darbenin saldırısına karşı çıktı.

10 Eylül’de Cumhurbaşkanı Salvador Allende bakanlara ve orduya krizi çözmek için, halk oylaması kararını açıkladı.

Ertesi sabah, krizin demokratik geriliminden kaçınmak için askerî darbe gerçekleştirildi. Böylece terör rejimi ve önümüzdeki 17 yıl sürecek insan hakları ihlalleri sistematik olarak başlatılmış oldu.

Sonuç

Bu çalışmayla geliştirilen perspektif, bu belgede özetlendiği üzere yaklaşık yüz yıldır gizlenmiş olan yapısal ve ekonomik faktörler 1920’den itibaren giderek daha da kutuplaştı; Küba devriminden sonra hızlandı ve Salvador Allende hükûmeti başkanlığında bir dinamik haline geldi. Öz sermayeye dayalı yeni bir toplum modeli üretme fikri ve daha bilimsel statü olarak bu amaca (kilisenin ve Marksizmin sosyal doktrininin manevi değeri) ulaşmak için tek yolun zenginliklerin sosyal piramidin tepesinden üssüne aktarılması olduğu fikrine borçlu olduğu için atalarının avantajlarını ve ayrıcalıklarını kaybedeceklerini fark edenlerin tepkisi daha şiddetli oldu. 20. yüzyılın tarihinin hızı, Şili’de kritik noktalarda süratle yoğunlaştı. Geleneksel çözümler başarısız olduğunda ideolojik tutumlar radikalleşti ve sadece sağ – sol kanatlar arasındaki çatışmalar, burada özetlenen bütün çatışmalar, Şili’de yaşamın her boyutunu kaplayana kadar siyasi alanın sınırlarını aştı.

Bugün bariz olduğu anlaşılan şeyleri o zaman göremedik. Sol, Şili’nin tarihi kurumsal istikrarına -gerektiğinden fazla- güvenirken; merkez, silahlı kuvvetlerden istifade etme kabiliyetine -haklı olarak- son derece güveniyordu. Merkezin hesapları daha doğru çıkmıştı. Bu durum sistemin doğru dişlilerini harekete geçirdi ve kıdemli sendikacılara göre Şili’nin yeniden doğmasına- ki bunların gerçek amaçları 1920’de orta sınıfın başkanlık koltuğunda oturmaya başlamasından öncesine dönmekti.- sebep olan ekonomik çıkarların önünü açtı. Bu hikâyede birçok masum vardı ancak suçlu sayısı yalnızca insan haklarını ihlal eden asker ve sivilleri kapsamıyor. Hannah Arendt’in tez çalışmasının bu eserin başlığında yer almasının sebebi budur.

Sanki insanın kötülükle dolu bu uzun tarihinin  işlendiği bir dersin son dakikada özetlenmesi gibiydi. Ve o dersin bize  öğrettiği;  kötülüğün söz ve düşünceye meydan okuyan o korkunç bayağılığı!

(Hannah Arendt)[47]

Adolf Eichman’a içsel bir kötülüğü atfederek o dönemde tartışmalara yol açan bu tez, Şili davasında geçerli olduğunu kanıtladı. İş sektörünün, profesyonel bürokratların, Katolik Kilisesinin bir kısmının ve diğer grupların kötülüğün bayağılığı (banality of evil)  kategorisinin içine sığabileceği doğrudur.

17 yıllık terör sırasında ve sonrasında yaşamlarını sürdürdükleri korkunç huzuru açıklardı ancak bunları herhangi bir sorumluluktan kurtarmanın anahtarı da olurdu. Bu gruplar tarafından bu meseleyi ele almak için hatanın kullanılmadığı gerçeğine rağmen bu kötülük, sıradanlık değil, çıkarlarının savunması ve hırslarının tatmine dayalı rasyonel bir eylemin ürünü idi.

Az sayıda, belki çok sayıda iş adamı terörden faydalandı. Devlet teşebbüslerini özelleştirdiler[48], işkence gören devrimci oğullarını serbest bırakmak için ebeveynlerin paha biçilmez özel şirketlerini çaresizce –saçma fiyatlarla- satın aldılar ve terör sayesinde varlıklarını zenginleştirerek başka insanların mahvedilmesi pahasına ailelerinin mutluluklarını finanse ettiler.

Benzer şeyler, sağ kanat politikacılardan ve merkezden bazıları Pinochet’in sivil-askerî diktatörlüğünün yetkilileri haline geldi ve bürokratın soğukkanlılığı ile terörü etkili bir şekilde idare etti. Bazıları halen siyasi partilere katılmakta ve birkaçı bir siyasi halk temsil bürosunun imtiyazlarından faydalanmaya devam etmektedir. (Senatör, milletvekili, belediye başkanı)

Aynı şekilde işkenceciler için aynı rutine ve disipline rağmen kendi anneleri eşleri ya da kızları olabilecek kadınlara veya kendi babaları, kardeşleri, oğulları olabilecek erkeklere işkence etmek gibi günlük görevlerle yüzleştiği söylenebilir. İnsan hakları davaları yüzünden bu kişilerin normal bir yaşam sürdüklerini öğrendik. İşkence edip, insan öldürmelerine rağmen, köpeklerini evde besliyorlar, doğum günlerini kutluyorlar, ölülerine yas tutuyorlar.

Farkına varamadık. Aşağıda, yukarıda, içinde her tarafında ülkenin homojen ve birleşik olduğunu düşündüğümüz Şili yerine, insan doğasının en kötüsü tarafından hakim olunan başka bir Şili vardı. Çelişkili bir biçimde, üstün bir ahlak kuralına dayalı daha iyi bir toplum kurma arayışı, tarihimizin gölgelerinde gizlenen canavarları uyandırdı. Kadere meydan okuyoruz ve bunu yapmaya çalışarak ona doğru koşuyoruz. Oyun gerçek olduğunda, ateşin ebedi labirentine hoş geldiniz.


[1] Santiago Üniversitesinde (Şili) kadrolu öğretim üyesi (USACH); USACH İleri Araştırmalar Enstitüsü Araştırmacısı,; Amerikan Araştırmaları Doktora Enstitüsü Müdürü (USACH).; Şili Uluslararası İlişkiler Tarihi Derneği Başkanı; Resmi web sitesi: http://cesarross.cl

[2]Oyun gerçek olduğunda, ateşin ebedi labirentine hoş geldiniz. Tiro de Gracia: Şili hip-hop grubu. Resmi internet sitesi: https://myspace.com/juansativo/

[3] İbn Haldun Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi

[4] O yıllarda, muhalefeti bölmek ve 1981’de DFL 7 tarafından Şili Üniversitesi Pedagoji Enstitüsü, Şili Üniversitesinden ayrıldı ve bağımsız bir üniversite haline geldi. Bu üniversite, ilk kez ad değiştirdi. İlki Pedagojik Bilimler Yüksek Akademisi (1981) ve daha sonra Metropolitan Eğitim Bilimleri Üniversitesi (1985) adını almış ve halen günümüzde bu şekildedir.

[5] Carmagnani, Marcello (1984), Estado y Sociedad en América Latina, Barcelona: Crítica.

[6] Ç.N. Avrupalı yerleşimcilerin soyundan gelenler, Genellikle Avrupa’dan Amerika kıtası ve Afrika kıtasına sömürge amacıyla yerleşip, bu kişilerin soyundan gelen kimseler. http://tureng.com/tr/turkce-ingilizce/creole.

[7] Katolik, kırsal ve başkanlık kimliğiyle karakterize edilmiştir.

[8] Laik, kentsel ve parlamento kimliğiyle nitelendirilir.

[9] Özellikle Encyclical Rerum Novarum (1891) tarafından, burada durumların durumunun kendi egemen sınıflarına işaret ettiği tehlikeyi gösterdi.

[10] Pasifik savaşından bu yana ve bunu takiben, kırsal kesimden kentleşmiş kesimlere, üretken rolü değiştirmekte güçlü bir etkisi olan yoğun bir yatay hareketlilik vardı.( Özellikle de köylüden işçiye)

[11] Şili ile Bolivya ve Peru tarafından kurulan koalisyon arasında.

[12] Sierra, Enrique (1969), Tres ensayos de estabilización en Chile: las políticas aplicadas en el decenio 1956-1966, Santiago: Universitaria; Stallings, Barbara (1987), Banker to the Third World: U.S. Portfolio Investment in Latin America, 1900-1986, Berkeley: University of California Press.

[13] Ç.N.: Yeni Şeyler Hakkında :15 Mayıs 1891’de Papa Leo XIII’ün yayımladığı genelgedir. Bu genelgede sakıngan bir biçimde de olsa papalığın işçi sınıfının sorunlarıyla ilgilendiğini gösterdi, mülkiyet hakkının sınırlarını çizdi. Ona göre insan, insanlık haysiyetine uygun düşen bir çalışma düzenine sahip olmalıydı.

[14] Status quo

[15] Ç.N. 28. Temmuz 1957’de çeşitli hristiyan grupların birleşmesi sonucu oluşturulmuş bir parti. Metinde daha sonra DC olarak kullanılmıştır.

[16] Eduardo Frei Montalva.

[17] Salvador Allende’nin adaylığını destekleyen siyasi partilerin ve sosyal örgütlerin koalisyonu.

[18] Bu tartışma, Hernán Godoy (1971),  tarafından klasik bir kitapta yeniden üretilmiştir. La Estructura Social de Chile, Santiago: Los Andes, 2000.

[19] Lagos E., Ricardo (1960), La Concentración del Poder Económico. Su Teoría. Realidad Chilena, Santiago: Editorial del Pacífico.

[20] Ahumada, Jorge (1958), En vez de la miseria (Segunda edición), Santiago: Editorial del Pacífico, p. 13.

[21] Mapa de la Extrema Pobreza ve Şili, Sergio Molina; Alvaro Donoso; Agustín Llona; Sergio Baeza; Miguel Kast (1974), Mapa de la Extrema Pobreza en Chile, Working Document IE-PUC, No. 29.

[22] Örneğin, Fernando Dahse (1979), Mapa de la extrema riqueza. Los grupos económicos y el proceso de concentración de capitales, Santiago: Aconcagua.

[23] Roma Kulübü bu raporu hazırlaması için MİT’i görevlendirdi. Biyofizik ve çevresel bilimsel Donella Meadows, diğer 17 profesyonelin iş birliğiyle hazırlanan raporun ana yazarıydı. Los Límites del crecimiento: informe al Club de Roma sobre el predicamento de la humanidad, México: Fondo de Cultura Económica.

[24] Frente Popüler şu partileri içeriyordu: Radikal Parti, Sosyalist Parti, Şili Komünist Partisi, Demokrat Parti (Şili), Sosyalist Radikal Parti (Şili) ve Şili İşçileri Konfederasyonu (CTCh).

[25] French-Davis, Ricardo (1973), Políticas Económicas en Chile, 1952-1970, Santiago: Ediciones Nueva Universidad.

[26] Sierra, Enrique (1970), Tres ensayos de estabilización en Chile: las políticas aplicadas en el decenio 1956-1966, Santiago: Universitaria.

[27] Jorge Alessandri was President of the Confederation of Production and Trade (CPC) in 1947.

[28] 1960’da CUT (Birleşmiş İşçi Federasyonu) grevi, 1962’de grevde 250 bin işçi ile yapılan genel grev, 1963 öğretmenlerin greviydi.

[29] Gabriel Gonzalez hükûmeti tarafından çıkarılan 1949 tarihli 9.292 sayılı kanun.

[30] XX. yy boyunca taleplerini dile getiren farklı gruplar tarafından düzenlenen, halk mücadelelerinde az sayıdaki siyasi tezahürlerde üne sahiplerdi: Bu tezahürlerde işçiler, öğretmenler, öğrenciler ve kadınlar en yaygın gruplardı.

[31] Örnekler için bakınız: Bielschowsky, Ricardo (1998), Evolución de las ideas de la CEPAL, Revista de la CEPAL (Número Extraordinario: CEPAL Cincuenta Años), Santiago: CEPAL, pp. 21-45; Devés, Eduardo y Ross, César (2009), Las ciencias económico-sociales latinoamericanas en África Sudsahariana, Santiago: Ariadna Ediciones.

[32] Aníbal Pinto S. C. (1959), Chile: Un caso de desarrollo frustrado, Santiago: Editorial Universitaria.

[33] Ahumada, Jorge (1958), En Vez de la Miseria, Santiago: Ediciones del Pacífico.

[34] Cariola, Carmen y Sunkel, Osvaldo (1990), Un siglo de historia económica de Chile, 1830-1930/ bibliografía revisada y actualizada por Rafael Sagredo B., Santiago: Universitaria.

[35] Larraín, Jorge (2001), Identidad Chilena, Santiago: LOM, p. 122.

[36] Ahumada, Jorge (1966), La Crisis Integral de Chile, Santiago: Universitaria, 44 pp.

[37] Maira, Luis (1998), Los Tres Chile de la segunda mitad del siglo XX, Santiago: LOM, p. 64.

[38] Sunkel, Osvaldo (1967), Política nacional de desarrollo y dependencia externa, en América Latina: Ensayos de Interpretación Económica, Santiago: Editorial Universitaria.

[39] Sunkel, Osvaldo (1969), Política nacional de desarrollo y dependencia externa, en Bianchi, Andrés (ed.), América Latina: Ensayos de Interpretación Económica, Santiago: Editorial Universitaria, p. 254. Originally published in 1967 in Estudios Internacionales, Santiago: Universidad de Chile, Vol.1, Nº 1, pp. 43-75.

[40] Sunkel, Osvaldo (1969), Política nacional de desarrollo y dependencia externa, en Bianchi, Andrés (ed.), América Latina: Ensayos de Interpretación Económica, Santiago: Editorial Universitaria, p. 254. Originally published in 1967 in Estudios Internacionales, Santiago: Universidad de Chile, Vol.1, Nº 1, pp. 263-264.

[41] Popüler Birlik Hükûmet Programı: Http://www.abacq.net/imagineria/frame5b.htm#05 (2 Şubat 2016’da ziyaret edildi).

[42] Collier, Simon and Sater, William F. (1997), A History of Chile, 1808-1994, Cambridge: Cambridge Üniversitesi Yayınları, s. 331

[43] LeoGrande, William M. and Kornbluh, Peter (2015), Diplomacia encubierta en Cuba, Santiago: Fondo de Cultura Económica; Kornbluh, Peter (2003), Los Estados Unidos y el derrocamiento de Allende: Una historia desclasificada, Santiago: Ediciones B.

[44] Collier, Simon and Sater, William F. (1997), A History of Chile, 1808-1994, Cambridge: Cambridge University Press, p. 331.

[45] Eşitlik ideali kurucu babalarının düşüncelerinden ve amaçlarından alınmıştır; Santiago Arcos, Francisco Bilbao, José M. Balmaceda, Luis E. Recabarren and Pedro Aguirre.

[46] Sater, William (1990), Chile and The United States: Empires in Conflict, Georgia: University Georgia Press, p. 186-187; Harmer, Tanya (2011), Allende’s Chile and the Inter-American Cold War (The New Cold War History), Chapel Hill: University of North Carolina Press.

[47] Arendt, Hannah (1965), Eichman in Jerusalem: A report on the banality of evil (revised and enlarged edition), New York: The Viking Press, p. 118.

[48] Örnekler için bakınız. Montero, Cecilia (1997), La Revolución Empresarial Chilena, Santiago: Dolmen; Monckeberg, María O. (2001), El saqueo de los grupos económicos al Estado de Chile, Santiago: Ediciones B.; Bibliografía compilada por la Biblioteca del Congreso de Chile: http://www.bcn.cl/bibliodigital/pbcn/bibliografias/estudios_pdf_bibliografias/620.pdf (visitado en 2/2/2016).

Daha Fazlası

SON EKLENENLER

TÜRK SİYASİ TARİHİNDE YENİ KURUCU MOMENT: 15 TEMMUZ DİRENİŞİ – Prof. Dr. Burhanettin Duran

Türk Siyasi Tarihinde Yeni Kurucu Moment: 15 Temmuz Direnişi Prof. Dr. Burhanettin Duran 15 Temmuz direnişi Türkiye siyasi...

TÜRKİYE-AVRASYA İLİŞKİLERİ AÇISINDAN 15 TEMMUZ’UN ÖNEMİ – Prof. Dr. Alexandr Dugin

Prof. Dr. Alexandr Dugin Türkiye’nin egemenliği, kimliği, özgürlüğü ve bağımsızlığı ile Türk halkının şerefini savunurken 15 Temmuz 2016’da...

YEREL, ULUSAL VE ULUSLARARASI MEDYA İLE SOSYAL MEDYADA 15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ GECESİ VE SONRASI – Saadet Oruç

Saadet ORUÇ Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Bu toplantıyı düzenledikleri için Türkiye Hukuk Platformu’na çok...

DARBELER ÇAĞINDA MEDYANIN ROLÜ: RADYODAN E-MUHTIRAYA – Prof. Dr. Ergün Yıldırım

Prof. Dr. Ergün Yıldırım Çok değerli katılımcılar, hanımefendiler, beyefendiler.  Hepinizi saygıyla, sevgiyle, muhabbetle selamlıyorum. Bugün, bu üniversitede konuşmak...